Amiral Guépratte’ın içinde bulunduğu Fransız kaptan gemisi Suffren’e 14 dakika içinde tam 14 mermi isabet etti.Bunlardan 24 mm.lik bir mermi,16.4 cm. kalınlığındaki orta tareti delip geçerek içinde patlamış ve top başındaki erlerin hepsini öldürdükten sonra birde yangın çıkarmıştı.Yangının cephaneliğe sıçramasını önleyebilmek için vanaları açıp altıncı bölmeyi suyla doldurmak gerekmişti. Telsizi de parçalanan mağrur kaptan gemisi perişan bir haldeydi.
Charlemagne’de fazla hasar yoktu,fakat baş tarafındaki su kesiminde ağır çaplı bir top mermisinin açtığı yedi metrelik yarası olan Gaulois gittikçe burun üzerine batmağa başlamıştı.İşte bu sırada, geride bekleyen altı savaş gemisine yer açmak amacıyla çöken Fransız filosuna çekilme emri verildi.Fransızlar,Queen Elizabeth’in önünden geçip Erenköy (İntepe) koyuna yöneldikleri sırada Bouvet zırhlısının korkunç bir şekilde infilak ettiği görüldü.Güverte bir anda havaya uçmuştu fakat tekne hala yüzüyordu.Hiç yol kesmeden gittiği sırada,gittikçe artan bir meyille yan yatmaya başlamış olan gemi alabora olup sulara gömüldüğü zaman,patlamanın üzerinden sadece iki dakika geçmişti.Gemi komutanı Rageot ve 639 kişilik mürettebattan,orada burada yüzmeye çalışan üç-beş kişi dışında kimse kurtulamamıştı.Bu geminin batışına şahit olanlardan biri sonradan gördük lerini,“bir porselen tabak gibi suyun içinde birdenbire yok oldu” diye anlatmıştır.
Bouvet’i batıran Rumeli Mecidiyesinin ağır toplarından birinin attığı mermiydi.O anda saat 13.55’i göstermekteydi.Saat 14.00’te Mecidiyenin topları bir daha kükredi.Bouvet bu defa tam isabet almıştı.Cephaneliğe isabet eden mermi gemiyi bir dakika içinde batırmaya yetmişti.
Saat 14.00 sularında,Asar-ı Tevfik zırhlısından sökülme 15’lik toplarla takviyeli Dardanos bataryasının üzerine düşen bir merminin patlamasıyla batarya komutanı Yüzbaşı Hasan ve gözetleme subayı Teğmen Mevsuf anında şehit olduklarından,düşman gemilerine göz açtırmamış olan bu bataryanın ateşi de geçici olarak sustu.Şehitlerimiz oracığa defnedildiler.
Bundan sonraki iki saatlik çarpışma,sabahki çarpışmanın bir tekrarı gibi oldu.Saf halinde ilerleyen Ocean,Irresistible,Albion, Vangeance,Swiftsure ve Majestic zırhlıları kalelere on bin yarda mesafeye gelince durdular ve hep birden ateşe başladılar.Kalelerin yanıtı ise yine şiddetliydi.Fakat üzerlerine inen mermi yağmuru altında bir defa daha enkaz ve toprak altına gömüldüklerinden,atışları zamanla seyrekleşerek saat dört sularında tamamen kesildi.Bu arada Çanakkale’nin Tatar (şimdiki Barbaros) mahallesinde yangın çıkmıştı.
Deniz üzerinde sıra mayın tarayıcılara gelmişti.De Robeck,boğaz önlerinde bekleşen teknelerin hareketi için emir gönderdi.İlk an da üç mayın bulunarak imha edildi.Biraz daha ilerleyip Türk topçusunun menziline girdiklerinde pabucun pahalı olduğunu anlayıp zırhlıların arkasındaki emniyetli sulara kaçtılar.Bu arada Soğanlıdere gezici bataryalarının ateşiyle bir İngiliz destroyeri ve üç mayın tarayıcı batmış bulunuyordu.Tam bu sırada Inflexible zırhlısının komutanı,Bouvet’in battığı mevki yakınlarında bir mayına çarptığını, geminin yan yattığını,yarasının ağır olduğunu bildiriyordu.De Robeck bu yeni ve kıymetli geminin batmasını göze alamadı ve derhal çekilmesi emrini verdi.Inflexible yardımına koşan Phaeton kruvazörünün eşliğinde Seddülbahir yönünde uzaklaşmaya başladı.
Bu arada Irresistible de sancak gönderine yeşil flama çekmişti. Bu işaret onun da tehlikeli bir yara almış olduğunu belirtiyordu.Bu durumu fark eden Mecidiye topçuları ateşini onun üzerine yoğunlaştırdılar.Rumeli Mecidiyesinin takım subaylarından usta topçu Teğmen Fahri,topların nişangahlarını 9400 metreye ayarlatıp eteş emrini verdi. Mermilerden üçü gemiye isabet etmiş,biri arka bacayı devirmişti.Saatlerin beşi gösterdiği sırada müttefik donanmasından üç büyük gemi saf dışı olmuştu.Bouvet batmış,Inflexible geri çekilmiş,Irresistible ise yoğun bir ateş altında sürüklenmeye başlamıştı. Amiral De Robeck bu şartlar altında savaşa devam edemeyeceğini anladığından,saat 17.00 sularında genel çekilme emri verdi.Bu arada Wear destroyeri Ocean ve Swiftsure zırhlılarının korumasında, Irressistible’in kurtarılması işinde görevlendirildi.Böylece filonun diğer unsurları birer birer savaş alanından ayrılmaya başladılar.
Akşam olmak üzereydi.Saat 17.30’a gelmişti.Müttefik filosundan bazı gemiler bu dakikalarda kendilerini oldukça fazla taciz eden bir batarya fark ettiler.Bu yaman bataryayı susturabilmek için Rumeli Mecidiyesi tabyasını yeniden ve çok şiddetli bir ateş altına aldılar. Yakınlarına mermiler düşmeğe başladığı vakit askerlerimiz,takım subayı Fehmi beyin emriyle sığınağa koştular.Ancak geride kalanların birkaçı,tam istihkamın içinde patlayan bir mermi cephaneliği havaya uçurduğunda oluşan büyük patlamanın etkisiyle yere yuvarlandılar.Bir kısmı şehit olan bu erler arasında,Edremit’in Çamlık Köyünden Mehmet Oğlu Seyit de bulunuyordu.Ancak Seyit ölmemiş, hatta yaralanmamış sadece kendinden geçmişti.Aklı başına geldiği sırada karşısında takım arkadaşı Ali’yi gördü.Etrafta başka kimse yoktu.
-Nerede arkadaşlar? Diye sordu.
-Arkadaşlar mertebelerini buldular.14 Şehit,24 yaralımız var. Ayakta bir sen ve ben kaldık.
Seyit kalkıp denize doğru baktı.Düşman gemileri karaya iyice sokulmuş taretlerinden alev ve duman fışkırtıyorlardı.Tabyanın içinde ise 3.toptan başka hepsi toprağa gömülmüştü.Seyit önce Gemilere sonra topa ve en nihayet yerde duran mermiye baktı.Arkadaşına gel Ali dedi.Yardım et de şu mermiyi sırtıma alayım.
Ali önce topun,eğilip yan yatmış mataforasına (top vinci) sonra şaşkın şaşkın arkadaşının yüzüne baktı.
-Kaldıramazsın Seyit.
-Bir deneyelim hele.
Gres yağına bulanmış mermi önce ellerinden kaydı.Parmaklarını toprağa bulayıp bir daha denediler.Koca Seyit mermiyi sırtına aldığı gibi sendeleye sendeleye topa doğru yürüdü.Merdiven basamaklarına ayağını attı.Mermiyi güçlükle sürüp kamasını kapattılar.Namluyu gemilere doğru çevirip bildiği kadar ayarlayan Seyit topu ateşledi. Mermi geminin kıç tarafında ve su kesiminde patladı.Ocean’dı bu gemi.Dümen tertibatı bozulduğu için olduğu yerde harmanlamaya başladı.Etrafındaki gemiler kaçıştılar.Bu gemi daha sonra mayına çarparak denizin dibini boyladı.Etraf sakinleştiği için sığınaktan çıkan batarya komutanı Hilmi Bey (Şanlıtop)yanında iki Alman subay ile oraya gelmişti.
-Sen miydin Seyit? dedi. vurdun gemiyi.
Yedi saat süren bu ölüm savaşı ve mayın tuzakları ile İngilizlerin Ocean,İrressistible gemileri mayına çarparak,Bouvet Rumeli Mecidiyesinin top mermisiyle batmış, Cornwallys,Agamemnon,Inflexıble,Gaulois,Charlamagne gemileri ağır yaralar almış, Queen Elizabeth ise güverte üstü yaralar almıştı.Üç güçlü savaş gemisinin batmasını ve beş savaş gemisinin de ağır yaralar almasını büyük bir endişe ve ümitsizlikle izleyen Amiral De Robek,Türklerin bu azimli ve özverili savunması karşısında boğazı açmanın olanaksızlığına inanarak,daha fazla kayıp vermemek için yenilgiyi kabul edip,birleşik donanmaya boğazın dışına çekilme emrini verdi.
Alçalmakta olan güneş ışıkları müttefik filosunun perişan manzarasını gözler önüne sererken,Türk komutanlar bir tepenin üzerinden,uzaklaşan düşman gemilerinin durumlarını seyrediyorlardı.Şehit ve kayıplarından dolayı üzüntülü,başardıkları muazzam işten dolayı gururluydular.Başları dik,göğüsleri ileride sanki çelikten yapılmış birer abide idiler.
Gözleri buğulu Cevat Paşa:“Gittiler” diye mırıldandı.“Geçemediler,geçemeyecekler.”
18 Mart deniz savaşının bilançosuna bakıldığında Türk kayıpları şunlardır.
* Anadolu Hamidiye tabyasında cephanelik havaya uçmuş,kışla binası yıkılmış ve 24’ cm toplardan biri çalışamaz duruma gelmiştir.
· Çimenlik kalesinde cephanelik infilak etmiş,24 cm bir top savaş dışı kalmıştır.
· Rumeli Hamidiyesinde 35.5 cm çakılı toplardan birinin döşeme raylarıyla tekerlekleri kırılmış,bir tanesinin de nişangahı ve mataforası bozulmuştur.
· Namazgah tabyasında kışla yanmış ve biri 21’lik,diğeri 24 mm. çapında iki top işlemez hale gelmişti.
. Rumeli Mecidiye tabyasında bir cephanelik infilak etmiş 16 şehit verdik. Toplarımız çalışamaz hale gelmiştir.
. Ayrıca Çanakkale şehrin de birkaç ev yıkılmış ve çıkan yangında birçok ev de yanmış,şehir harabeye dönmüştü.
Bütün istihkamlarımızda harcanan mermi miktarları şöyleydi:
İstihkam Adet
Anadalu Hamidiyesinde (19ad.35.5-60 ad.24’lük 79
Dardanos(Sonradan Hasan-Mevsuf Tabyası ) 115
Namazgah 33
Mesudiye (Anadolu) 108
Rumeli Mecidiyesi 93
Soğanlı dere – Mantelli (Rumeli yakası) 48
Tenger – Havan (Rumeli yakası) 17
I.Obüs Taburu 897
II. Obüs Taburu 142
III.Obüs Taburu 426
Toplam ............................................................. 1958
İnsan kayıpları;3’ü şehit,2’si yaralı olmak üzere 5 subayla 45 şehit ve 7 yaralı er’den ibaretti. (Bu kayıpların 22’si Alman’dı.)
Müttefiklerin insan ve malzeme kayıpları: Ölü:1273 yaralı:647
Batan zırhlılar:Irresistible ve Ocean İngiliz,Bouvet Fransız.
Ağır yaralı olup havuzlanması gerekenler:Inflexıble,Agamemnon (İng.),Gaulois ve Suffren (F.) Bunlardan başka iki destroyerle 7 mayın tarayıcı gemi batmış ve 7 destroyer de yaralıdır.
Bunca kayıplardan sonra gururu kırılan ve yenilen müttefik ordunun ertesi gün aynı hatayı tekrarlayacaklarına ihtimal vermeyen Türkler 19 Mart sabahını,sonuna kadar savaşmaya yemin etmiş insanların tevekkülü içinde beklemişlerdi.Doğal olarak müttefikler,Türklerin elinde ne kadar az cephane kaldığını bilmiyorlardı.
İngiliz zırhlısı Golyat’ın batırılışı:
Ş.ÇAMOĞLU:13 Mayıs 1915’te komutanlıktan kapalı zarf içinde gizli bir emir aldım. Zarfın üzerinde açılacağı saat bildiriliyordu.Zamanı gelince zarfı açtım.Zarfın içinde aşağı yukarı şu emir vardı.
“Bu gece, Muavenet-i Milliye torpido muhribimiz bir görev ile boğazdan dışarı çıkacaktır.Bu torpidonun boğazdan giriş ve çıkışını bataryanız koruyacaktır”.Zarfı açtıktan bir saat sonra,ortalık karardığında,muhribimiz bataryamın önüne gelerek durdu ve bekledi. Megafonla gemi süvarisine ne vakit çıkacaksın diye sordum.Gece yarısına doğru çıkacağını söyledi.Zamanı gelince muhribimiz ışıkları sönük,sessiz sedasız,hiç kimseye görünmemek ister gibi önümüzden sıyrılıp gitti.Tahminen üç-dört saat geçmemişti ki muhribimizin batarya önüne çıkageldiğini gördük.Bu kadar kısa zamanda görevin başarılıp başarılamadığını düşünürken sağ tarafımızda,uzakta düşman ışıldaklarını gördüm.Gözcü erimiz 5 düşman torpidosunun boğaza girdiğini haber verdi.Gemimize durumu haber verdim.Hemen içeri girip yollarına devam ettiler.Az sonra düşman muhripleri bataryamızın önüne doğru yaklaştılar.Hemen ateş açarak onları kaçırdık.
Sonradan öğreniyoruz ki Morto koyunda demirli bulunan Golyat isimli İngiliz zırhlısı muhribimiz tarafından iki torpille batırılmış ve görev başarılmıştır.
Şimdi birazda bu kahraman Muavenet-i Milliye’yi anlatalım.
Muavenet-i Milliye :
Muavenet’i Milliye,yukarıda bahsettiğim gibi Çanakkale’de yaşanan önemli olaylardan birinin,Goliath’ın batırılışının kahramanıdır.Müttefik ordularının komutanı olan General Ian Hamilton’un düşman madalyayı hak etti! diye günlüğüne not düşmesine neden olan Muavenet-i Milliye’nin başarısı,müttefik donanmasının Mondros limanına çekilmesine neden,Türk askerleri için de moral olmuştur.
Çanakkale seferi süresince İngiliz donanmasının maruz kaldığı en büyük felaket Goliath’ın batışıdır.13.150 tonluk ve 750 mürettebatı olan bu savaş gemisinden ancak 180 kişi kurtulabilmiştir.570 personeli gemi ile birlikte mavi sulara gömüldü.
Bu geminin batışı ile verilen kayıp büyük olmuştu ama asıl önemlisi bu felaketin doğurduğu olaylardı.Goliath'ın batırılışı üzerine İngilizler,boğazın zorla geçilmesi fikrinden tamamen vazgeçtiler.Ayrıca geminin batırılışından iki gün sonra 15 Mayıs 1915'te,İngiliz deniz kuvvetleri komutanı Amiral Fisher,ardından da 17 Mayıs'ta, Çanakkale seferinin fikir babası Churchill'in istifasına neden oldu.Küçük bir Türk muhribi olan Muavenet-i Milliye muhribinin başarısı,görüldüğü gibi,İngiltere kabinesinde kriz yaratacak kadar etkili olmuştu.Olayın amacı,İngiliz gemisinin batırılışı ve gemi komutanının kim olduğu Türk kaynaklarında şöyle yer almaktadır:"13 Mayıs 1915 tarihi, Muavenet muhribinin Morto koyunda demirli Goliath İngiliz muharebe gemisini batırması, Çanakkale muharebeleri tarihinde önemli bir yer tutar.Fransızların Kerevizdere'de ele geçirmiş oldukları mevzileri geri almak için yaptıkları taarruzlara karşı,Fransızların harp Gemilerinin yardımını istemeleri üzerine,her akşam iki savaş gemisi Morto koyu açığına gönderilmekteydi.Bu gemilerin ateşinden hayli zarar görülmesi üzerine,5. Ordu Komutanlığı boğazlar genel müfettişliği'ne başvurarak bu kötü durumun giderilmesini istedi.Bu amaçla, Muavenet muhribinin görevlendirilmesine karar verildi.Marmara'da denizaltı karakol görevi yapan Muavenet,kıdemli yüzbaşı Ahmet Saffet komutasında olarak 10 Mayıs saat 13.30'da Çanakkale'ye geldi.12 Mayıs'ta sona eren hazırlıklar arasında,kıyı boyunca seyir sırasında geminin dibe değmemesi için kömür ve yağın yarısı gemiden çıkarıldı.Doksan kilo şarjlı üç Şuvartskopf torpidosu kovanlara sürüldü;bir tanesi de yedek olarak güverteye alındı.Torpidolar,1.200 metre mesafe,34 mil sürat ve iki metre derinliğe ayarlandı.Düşmanın torpido ağı kullanmadığı saptanmış olduğundan,torpidolara ağ makası takılmasına ihtiyaç görülmedi.Bu sırada Morto Koyu’nda Goliath ve Cornwallis muharebe gemileri demirli bulunmakta,iki İngiliz muhribi Rumeli,diğer ikisi Anadolu kıyısında ve biri de boğaz ağzının ortasında karakol yapmakta idi.Müstahkem mevkideki bataryalar ile ışıldaklar ve diğer bütün ilgili birlikler,yapılacak taarruzdan haberdar edilmiş, Anadolu ışıldaklarının Muavenet’in seyir hattının aydınlatmamaları,Muavenet'i izlemeleri olasılığı olan düşman muhriplerini karşılamak üzere,bataryaların hazır bulunmaları, Muavenet'in dönüşte seyir fenerlerini yakacağı ve eğer izleniyorsa,baş tarafından beyaz işaret fişekleri atacağı bildirilmişti.Havuzlar mevkiinde demirli olan bir filikada kırmızı bir fener gösterecekti.12 Mayıs saat 18.40'da harekete geçen Muavenet,saat 19.00-19.30 arasın da mayın hatlarını geçtikten sonra,19.40' ta Soğanlıdere önlerindeki mayın hatlarının hemen dışında demirleyerek,taarruz saati olan gece yarısını beklemeye başladı.Morto'daki (Morto-Soğandere=7 mil) gemilerin ateşi ve ışıldaklarla yaptıkları aydınlatma,saat 23.30'a kadar sürdü.13 Mayıs saat 00.30'da demir alan Muavenet,sekiz mil hızla Rumeli kıyısına sürünürcesine seyre başladı.Onbeş dakika sonra,iskele tarafından 600-800 metre mesafede rastlanan ve ağır yolla karşı rotada seyreden bir düşman muhrip takımı,Muavenet’i görmedi.Saat 01.00'de tam pruvada,Eski hisarlık burnuna bordalarını vermiş yatan iki muharebe gemisi fark edildi.Torpido kovanları sancağa çevrilmiş durumda ağır yolla seyre devam olunurken,öndeki geminin (Goliath'ın) ışıldakla işaret verdiği görüldü;görülmüş olan Muavenet'ten parola sorulmaktaydı.Bu işarete aynen karşılık veren Muavenet,vakit kaybetmeyerek hemen hücuma kalktı ve saat tam 01.15'te birbiri ardından üç torpidosunu işaretledi.Bu anda mesafe 300 metre kadardı.Torpidolardan biri Goliath'ın komuta köprüsü, ikincisi baş baca altına ve üçüncüsü de kıç tarafına vurdu.Kısa zamanda batan Goliath,yedi yüz elli kişilik mürettebatından,gemi komutanı dahil,beş yüz yetmişini de birlikte götürdü. Muavenet,saat 05.00'te Çanakkale önüne demirlediği vakit,büyük sevinç gösterileriyle karşılandı.Aynı gün İstanbul'a hareket eden muhrip,ertesi günü İstinye üssüne döndü ve merasimle karşılandı.16 Mayıs'ta gemi mürettebatı, başkomutan vekili ve bahriye nazır vekili Enver Paşa tarafından bir takdirname ile kutlandı.Bunu,nişan ve madalyalarla taltifleri ve gemi komutanının binbaşılığa yükseltilmesi izledi.Muavenet'in,bu başarısı, Çanakkale'yi savunanların morali üzerinde önemli etki yaptı. İngiliz harp tarihinin,(atak ve ustalıklı bir hareket) olarak kaydettiği bu olay,14 Mayıs'ta toplanmış olan İngiliz harp meclisinde tam bir bomba etkisi yaptı.
Denizaltılar:
Birinci Dünya Savaşında denizaltılar henüz öldürücü bir silah niteliğini kazanmış değildi.Ancak denizaltı denen nesne o zamana kadar görülmemiş bir şeydi.Sessizliğin ortasında,aniden dalgaların arasında bitivermesi moral yıkıcı bir etki yaratıyordu.1915 yılında sualtı bombası ve denizaltılara karşı diğer silahlar henüz icat edilmemişti.Böyle olunca denizaltıyı su yüzüne çıkınca mahmuzlamak veya top ateşiyle batırmaktan başka çıkar yol yoktu.Özellikle Lusitanio transatlantiğinin batışından sonra hiçbir gemi,ister konvoy halinde ister yalnız başına seyrediyor olsun,açık denizlerde kendini emniyette hissedemez olmuştu.1915’te denizaltı denen silah deneme devresinde sayılırdı.Geminin boyu,biçimi,makineleri,hızı ve silahları hakkında kesinleşmiş bilgiler yoktu.Hatta denizaltında görev yapacak personel bile tam anlamıyla yetişmiş sayılamazdı.
Churchill’in Çanakkale’ye göndermeğe karar vermesi üzerine, Fisher’in o meşhur istifa olayına neden olan E sınıfı denizaltılar en son yeniliklerle donatılmış güçlü denizaltılardı.725 tonluk bu deniz altılar dört torpil taşıyabiliyor ve saatte 20-23 mil hız yapabiliyordu. Akü bataryaları sayesinde 20 saat kadar su altında yol almaları olasıydı.
Çanakkale boğazı dışındaki denizaltılar için Marmara’ya girmek çok tatlı bir hayaldi. Mayın tarlalarına girmeden,dip akıntılarına kapılmadan,kıyıda vatanlarını savunan Türkler tarafından görülmeden Marmara’ya geçme olanağını bulacak denizaltıyı çok büyük ödüller beklemekteydi.Osmanlı Devletinin 5.Ordu’sunun bütün asker,cephane,malzeme ve yiyecek desteği deniz yoluyla yapılıyordu ve Gelibolu’ya sefer yapan bütün gemiler savunmasızdı. Marmara’ya geçebilecek bir tek denizaltı bütün bu destek hizmetini felce uğratabilirdi. Boğaz suları her gece sabahlara kadar projektörlerle taranıyordu,bütün tehlikelere rağmen denizaltı komutanları Marmara’yı geçmek konusunda birbirleriyle yarış halindeydiler. Ancak çıkartmaların başladığı tarihe kadar kimse başarılı olamamıştı.Boğazı geçiş haberi Anzak cephesine moral takviyesi için bir müjde olarak verilmiş olan Avustralya denizaltısı AE2 Marmara’ya girdikten birkaç gün sonra,Marmara adası önlerinde,Ali Rıza kaptan komutasında 37.5’lik iki topu olan 97 tonluk Sultanhisar torpidobotu tarafından görülmüş ve 800 tonluk denizaltının 32 kişilik mürettebatı esir alınıp batırılmıştı.
Fransız denizaltısı Joule ise daha Çanakkale önlerine varmadan tahrip edilmişti.Ancak bütün bunlar,E sınıfı yeni denizaltılarıyla boğaz önlerine gelmiş bulunan genç komutanları yıldırmıyordu.
Alman denizaltıları için durum bambaşkaydı.Onların hedefi zamanın en güçlü savaş gemileri,adaların ardında hemen hemen tamamı savunmasız olarak dolaşıp duruyordu. Nisan ayına kadar ne İstanbul’da nede Akdeniz’de bir tek Alman denizaltısı mevcuttu.
25 Nisan tarihinde,müttefikler yarımada sahillerine çıkmaya başladıkları gün,Otto Hersing adında ve yarbay rütbesinde bir Alman deniz subayı U-21 denizaltısıyla Ems Limanından hareket etti. İki gün sonra ise yine yarbay rütbesinde bir İngiliz deniz subayı olan Boyle E-14 adlı denizaltıyla Çanakkale’ye hareket etti.İşte bu andan itibaren hem Marmara’daki Türk deniz nakliyatı,hem Yunan adaları arasında gezinen müttefik filosu tehlikede idi.
Boyle,boğazı gece karanlığından yararlanarak su yüzeyinden geçmeyi kafasına koymuştu.Saat 02.00’de yola çıktı,ancak fazla ilerleyemeden projektörler gemiyi yakaladı.Anında başlayan bombardıman yüzünden gemi hemen daldı.Şansının da yardımıyla 6 saatte Marmara’ya girdi.
Bunu takip eden üç hafta boyunca hiç rahatsız edilmeden istediği yerlerde gezindi.En büyük başarısı,İstanbul ile Gelibolu arasında asker taşımakta olan eski bir White Star yolcu gemisini batırmak oldu.Gemide bulunan 6.000 Türk askerinden hemen hiç kimse kurtulamamıştı.Bu,o zamana kadar karada kazanılan küçük başarılarla ölçülemeyecek çapta müttefikler adına çok büyük bir başarıydı. Boyle 18 Mayıs günü tekrar Ege’ye çıktığı vakit çok büyük bir heyecanla karşılandı.
Bu anlarda Fransızlar boğazda bir denizaltı kaybetmişlerdi.Bir İngiliz denizaltısı da (E-14) boğaza girmek için hazırlık yapmakta idi.Yarbay Martin Eric Nasmith o akşam yemeği Keyes ve Boyle ile birlikte yedi.Boyl’un öyküsü öyle heyecanlıydı ki,Nasmith dayanamayıp hemen o gece yola çıktı.23 Mayısta Bakırköy açıkların da Pelengiderya adlı Türk gambotunu batırdı.Ertesi sabah Çanakkale’ye gitmekte olan Nara nakliye gemisiyle karşılaştı.Gemide Amerika’nın Chicago Daily News gazetesi muhabiri Raymond Gram Swing adlı bir gazeteci vardı.Olay sabahı güverte üzerinde bir Alman doktorla vakit geçirirken bir ara su yüzüne çıkıveren denizaltıyı görmüştü.Denizaltının üzerinde dört kişi vardı.Beyaz kazaklı biri ellerini megafon gibi kullanarak;
“Kim var orada?” diye bağırdı.
Gazeteci,“Ben Chicago Daily News’ten Raymond Swing” yanıtını verdi.
“Tanıştığımıza memnun oldum Mr. Swing,öğrenmek istediğim geminin ismidir.”
“Nara adlı Türk nakliye gemisi.”
Bu sırada geminin mürettebatı tahliye filikalarını indirmeye başlamıştı.Nasmith kafalarında fes gördüğü için sordu.
“Bunlar asker mi?”
“Hayır tayfadır.”
“Mr. Swing geminizi batıracağım.”
“Biz gemiden ayrılabilir miyiz?”
“Gayet tabi,ama çabuk olun.”
Herkesi bir telaş aldı.Aceleden bazı filikalar yan yatıp su aldı, bazıları da kendilerini suya attılar.Gemidekiler biraz uzaklaşınca Nara gemisi batırıldı.
Ertesi gün E 11 Silivri açıklarında,Çanakkale’ye erzak götürmekte olan Bandırma vapurunu batırdı.
25 Mayıs günü saat 12.40’ta E 11 İstanbul önlerinde ve periskop derinliğinde idi.Hemen önünde İstanbul adında bir şilep gördü. Bir torpil attı ıskaladı,ikincisinde batırdı.Aynı anda denizaltının üzerine mermiler düşmeğe başladı.Hemen daldı ve oradan uzaklaştı. Bu sularda birkaç gün daha kaldıktan sonra Ege Denizi’ne geri döndü.Bakım yapıldıktan sonra tekrar Marmara’ya doğru yola çıktı.
Nasmith Marmara ve İstanbul Limanında panik havası estirmekte olduğu günlerde aynı cinsten bir tehlike Çanakkale Boğazı dışındaki İngiliz amirallerinin uykularını kaçırmaktaydı.Gelen haberlere göre Hersing’in U-21 denizaltısı Çanakkale’ye doğru gelmekte idi.
25 Mayıs sabahı Kabatepe ve Seddülbahir arasında devriye gezen Vengeance zırhlısından,geminin tam altından bir torpil geçtiği raporu alındı.Bunun üzerine General De Robeck,yüksek tonajlı savaş gemilerinin Mondros Limanına çekilmelerini emretti.Bu olay Türkler üzerinde büyük bir moral,müttefik güçler üzerinde ise terk edilmişlik hissi yarattı.Arada sırada Triumph gemisi sahili dolaşıp hemen uzaklaşıyordu.
Triumph öğleden sonra Kabatepe açıklarında yol alırken,Hersing düğmeye bastı. Torpil,geminin tam bordasında patladı.Destroyerler 45 derecelik bir meyille yan yatan gemiden denize dökülenlerin yardımına koştular.Triumph 8 dakika içinde tamamen denize gömüldü.Boğulanların sayısı 71 kişiydi.Ancak bu geminin batışıyla müttefik donanmada emniyet kaybolmuş adeta bir panik başlamıştı.Triumph’un yerine Majestic gemisi devriye görevini yapıyordu.27 Mayıs sabah 06.40’ta “torpillendik” sesi bütün gemi içinde yankılandı.15 dakika içinde gemi alabora oldu ve omurgasının bir kısmı su yüzünde kalacak şekilde dibe oturdu.Tam 48 denizci bu gemide can verdi.
Majestic,İngilizlerin Çanakkale sularında kaybettiği beşinci savaş gemisiydi.Bu çok yüksek bir rakamdı.
Bu olaydan sonra U21 Çanakkale boğazına girip,İstanbul’a doğru yol aldı.Bir müddet İstanbul’da kaldıktan sonra tekrar Çanakkale’ye döndü.İki İngiliz gemisi daha batırdı.İki bin İngiliz askeri bu gemilerde boğuldu.Bu olaylar sırasında kendiside zor durumda kaldı ve çareyi Ege Denizi’ne açılıp Adriyatik denizine doğru gitmekte buldu.Bir daha da geri dönmedi.Bundan sonra denizaltıların birçok macerası oldu.Bu maceraların kahramanları toplam 13 adet denizaltı idi.Bunlar Çanakkale Boğazını 27 defa geçmişler,8 gemi kaybetmişlerdi.Buna karşılık Türklerin kayıpları iki savaş gemisi,bir destroyer,5 gambot,55 nakliye gemisi ve 148 yelkenli tekneyi buluyordu.
Batırılan Gemilerimiz:
Müttefiklerin yaklaşık 8,5 ay süren denizaltı kampanyası sırasında Türk donanmasının uğradığı kayıpların dökümü şöyledir:
Mesudiye Zırhlısı:13 Aralık 1914’te Çanakkale’de B11 tarafından batırıldı.
Barbaros Zırhlısı:08 Ağustos 1915’te Bolayır önünde E11 tarafından batırıldı.
Nurülbahir Gambotu:01Mayıs’ta Mürefte-Şarköy arasında E14 tarafından batırıldı
Nara nakliye gemisi:24 Mayıs’ta Tekirdağ önlerinde E11 tarafından batırıldı.
Pelengiderya gambotu:25 Mayıs’ta Bakırköy açıklarında E11 tarafından batırıldı.
Samsun Mayın Gemisi:14 Ağustos’ta Hora önlerinde E2 tarafından batırıldı.
Sakız Karakol Gemisi:20 Ağustos’ta Erdek’te E2 tarafından batırıldı.
Yarhisar Destroyeri:03 Aralık’ta Tuzla-Yalova arasında E11 ta rafından batırıldı
Bunlardan başka çeşitli şirketlere ve şehir hatlarına ait olmak üzere toplam 26.000 ton tutarında 32 değişik ticaret gemisiyle, 4.000 tonluk mavna,salapurya,kayık gibi deniz araçları batırılmıştır.
Boğazda batırılan denizaltılar:
1-Boğaza girerken Köse Burnu açıklarında arızalanan Sufren adındaki bir Fransız denizaltısı su yüzüne çıkmak zorunda kaldı.Bu civarda bulunan set bataryalarının şiddetli ateşiyle karşılaştı.İçindeki mürettebattan 17’si denize atlayarak esir olup canlarını kurtardı. Geri kalanı da denizaltı ile birlikte battı.Bu denizaltının su yüzüne çıkan ölü bir eri de komutanlıkça törenle kaldırılarak Katolik papazının gözetiminde İngiliz mezarlığına gömülmüştür.
2-Hangi ulusa ait olduğu anlaşılamayan bir denizaltının da Nara Burnu önünde kurulmuş olan ağlara takılarak battığı,su yüzünde görülen yağ lekelerinden tahmin edilmektedir.
3-Çimenlik önünde batan ikinci Fransız denizaltısı;Bu denizaltı boğazı geçmek isterken Çimenlik önünde bulunan 1 numaralı mayın hattından bir mayının zincirine sarılmıştır.Denizaltı bu mayına bağlı zincir üzerinde bulunduğu halde Çimenlik önünde su yüzüne çıkmak zorunda kalmıştır.Bu sırada nöbetçilerimiz tarafından görülerek şiddetli ateşe tutulmuştur.Bu sırada denizaltının kapağı açılmış, içinden sakallı bir adam elini kaldırarak denizaltının teslim olacağını bildirmiş ve kapağı kapatmıştı.Biraz sonra tekrar açılan kapaktan 30 kişi çıktı.En sonunda denizaltının kaptanı da çıkınca bütün mürettebat hep bir ağızdan yaşasın Fransa diye bağırıp denize atlayarak teslim olmuşlardır.Tayfalar kıyıya çıkarken,denizaltının Türklerin eline geçmemesi için sakallı kaptan kapakları açar ve kısa zamanda Margot denizaltısı batar.Fransızların yeni denize indirdikleri bu denizaltı daha ilk seferini yapmak üzere Çanakkale’ye gönderilmişti. Görevi de Marmara denizinde üslenmek,gemilerimizin Çanakkale’ye yaptıkları askeri nakliyata engel olmaktı.
4-Boğaza girmek isterken yolunu şaşırarak Kepez altında kuma oturan,Çanakkale’nin İngiliz konsolosunu da taşıyan E-15 denizaltısı o civardaki set bataryalarımız tarafından top ateşine tutuldu. Atılan mermilerden biri kaptan kulesini parçalamış,kulede bulunan gemi süvarisi de ölmüştür.Bu durum karşısında teslim olmaktan başka çare bulamayan 32 kişilik gemi mürettebatı ve İngilizlerin Çanakkale konsolosu yürüyerek sahile çıkmışlardır. Bunlar doğruca Hacı Paşa Çiftliğinde bulunan müstahkem mevki komutanlığına götürülmüşlerdir.Mevsim soğuk olduğundan üşüyen ve titreyen bu esirlere battaniye verilmiş ve asker elbisesi giydirilmiştir.Burada esir alınan eski Çanakkale Konsolosu Mr. Palmers’ten doğru ve çok önemli bir çok bilgi alınmış,bunun sayesinde gerekli önlemler alınmıştır.
Cevat Paşa,İngilizlerin tekrar denizden saldırıp saldırmayacaklarını,karaya bir çıkarma yapıp yapmayacaklarını Mr. Palmers’ten sormuş,buna yanıt olarak boğaza artık denizden hücum edilmeyeceğini,fakat 12 Nisan’da 4 noktadan karaya çıkarma yapılacağını ve sonradan bu şaşırtma çıkarmaların geri alınacağını doğru olarak söylemiştir.Palmers bu sayede kurşuna dizilmekten kurtulmuştur.Savaşın sonuna kadar da Konya’da göz hapsinde tutulmuştur.
5-Yavuz kruvazörünü batırmakla görevli İngiliz denizaltısının batırılışı:Düşmana bir akın yapmak üzere Midilli kruvazörü ile boğazdan dışarı çıkarak aldığı mayın yaralarından güçlükle boğaza dönebilen Yavuz zırhlımız kendini batmaktan kurtarabilmek için Nara Burnuna baştankara yapmıştı.Yavuz’u batırmak için özel bir görevle Malta’dan hareket ettirilen İngiliz denizaltısı boğazdan içeri girmiş,Yavuz’a 200 metre yaklaşarak iki torpil atmıştır.Bu torpillerden biri ıskalayarak Yavuz’un yanından karaya çıktı.Diğeri de denizaltının 10 metre ilerisinde batmış olan Üsküdar vapurunun direğine çarparak patladı.Denizaltının 10 metre ilerisinde patlayan bu torpilin yaptığı sarsıntıdan denizaltının dalıp çıkma tertibatı bozulmuş,dengeyi sağlayamayacağını anlayan süvari,denizaltıyı döndürmek için güçlükle su yüzüne çıkmak zorunda kalmıştı.Oradaki set bataryalarımızın ateşi sonucu tekrar dalmak zorunda kalan denizaltı,Anadolu Hamidiye önünde su yüzüne çıktı.Çakaltepe’deki Berk-i Satvet bataryası tarafından açılan şiddetli top ateşi ile batırıldı.Denizaltıdan kurtulabilen bazı mürettebatın içinde bulunan kaptanın ifadesinden, bu denizaltının Yavuz’u batırmakla görevlendirildiği anlaşılmıştır.
18 Mart 1915’te Boğazı zorlayarak geçip,ertesi gün İstanbul’da olmak ümidi ile sabahtan saldırıya geçen mağrur birleşik düşman donanması saat 17.30 sularında yenilmiş yaralı,gururu kırık bir şekilde geri çekildi.
Deniz harekatının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra,General Ian Hamilton kara harekatı ile ortak bir girişim olmadan,Türklerin bu savunması karşısında boğazın donanma ile geçilmesinin mümkün olamayacağını Lord Kitchener’e bildirmesi üzerine,18 Mart’taki ağır yenilgi karşısında Lord Kitchener durumun vehametini görerek eski fikrini ve kararını değiştirmiş en sonunda Hamilton’un fikrine katılmıştı.Churchill ise hala yalnız denizden zorlayarak boğazı açmak fikrinde ısrar ediyordu.Tarih araştırıcı ve yazarları,İngiltere’nin zamanın en kuvvetli ve kudretli donanmasına sahip olarak denizaşırı başarılarını daima donanma ile sağlamış olması nedeni ile Çanakkale’deki bu başarısız durumun donanmaya olan güveni sarsacağını düşünerek,Churchill’in İngiltere’nin denizdeki hakimiyet prestijini kurtarmak için fikrinde ısrar ettiğini belirtmektedirler.
Mareşal Liman Von Sanders “Türkiye’deki Beş Yıl” adlı eserinde;“Denizden zorlama ile İstanbul’a varılamayacağı İtilaf devletlerince artık anlaşılmıştır.Fakat bence bu derecede kıymetli bir plan da kaldırılıp rafa konulamazdı.Bu durum ne İngilizlerin ne Fransızların her tarafta gösterdikleri faaliyetlere uygun düşerdi.Onların büyük bir çıkarma hareketine girmelerini beklemek gerekirdi.
Çıkarma hareketinin başkomutanlığına atanan İngiliz Generali Hamilton ile Fransız Genarali D’Amade’nin geldikleri ve Çanakkale önündeki Provance zırhlısına yerleştikleri öğrenildi.Mondros’ta çıkarma için hazırlıklar yapıldığı,erzak depolandığı haber verildi.17 Mart’ta Pire’ye gelen 4 İngiliz subayı buradan peşin para ile 42 büyük kayık ve 5 romorkör satın aldılar.
Türk cephesinde ise;nihayet 24 Mart’ta Enver Paşa Çanakkale Bölgesinde 5. Orduyu oluşturmaya karar verdi.
KARA SAVAŞLARI
Düşman bir daha boğazdan geçmeyi denemedi.Ancak sarsılan prestijlerini kurtarmak için General Ian Hamilton’un Başkomutanlığında “Akdeniz Seferi Kuvvetleri” adı altında kuvvetler toplamaya başladılar.Bu kuvvetlerin toplamı kısa sürede 75.000’e ulaşmıştı. Boğazı donanma ile geçemeyen düşmanın,yakında Gelibolu yarımadasına bir çıkarma yapmasının çok kuvvetli bir olasılık olduğunu düşünen Türk Başkomutanlığı 24 Mart 1915’te Gelibolu’da 5.Ordu’nun kurulmasına karar vermiş ve 25 Mart’ta da bu ordunun komutanlığına Alman general Liman Von Sanders’i atamıştı.
26 Mart günü Gelibolu’ya gelen Liman Von Sanders,emrindeki kuvvetleri üç gruba ayırmıştı.
I.Grup :5. ve 7. tümenler,Saros bölgesinde, Bolayır’da. 5.Tümen Albay Sodenstern, 7.Tümen Yarbay Remzi Bey komutasında.
II.Grup: 9.Tümen,Gelibolu Yarımadası,Seddülbahir bölgesin de Albay Halil Sami Bey komutasında,
III.Grup:3.ve 11.Tümenler,boğazın Asya yakasında,3.Tümen Albay Nikolai,11.Tümen Refet Bey komutasında.Süvari Tugayı ile Bursa ve Beyoğlu Jandarma Taburları.
19.Tümen:Bigalı bölgesinde,ordu ihtiyatında.Mustafa Kemal komutasında.Belki de savaşın kaderini tayin eden 19.tümen, Hüseyin Avni Bey komutasındaki 57.Piyade alayı ile sonradan intikal eden 72 ve 77.Alaylardan oluşuyordu.57.Alayın 1.Tabur Komutanı Yüzbaşı Zeki (Tüm General A.Zeki Soydemir), 2.Tabur Komutanı Ata Bey,3.Tabur Komutanı Hayri Bey’lerdir.
Liman Von Sanders’in bu düzenlemesi düşmanın asıl kuvvetleriyle Saros bölgesine çıkacağını kabul etmiş olmasının sonucu idi. Halbuki Mustafa Kemal incelemelerinde düşmanın asıl kuvvetleriyle Kabatepe ve Seddülbahir bölgelerine çıkacağı kanısına varmıştı.Olayların Atatürk’ün stratejik değerlendirme yeteneğinin ne kadar yüksek olduğunu ortaya çıkardığını ilerleyen bölümlerde daha iyi göreceğiz.
Liman Von Sanders’in emri üzerine Mustafa Kemal,korumakla yükümlü olduğu bölgeyi 9.tümen komutanı Albay Halil Sami Bey’e teslim ederek 19 Nisan 1915’te tümeni ile 5.Ordu genel ihtiyatı olarak Bigalıya intikal etti.Mustafa Kemal,düşmanın Seddülbahir ve Kabatepe civarından çıkarma yapabileceğini ileri sürerken,bunun aksini düşünen Liman Paşa,düşmanı Beşike Limanından ve Bolayır’dan beklediğinden birlikleri buralara dağıttı.Sahilde yalnızca müfrezeler bırakılarak büyük kuvvetler geride tutuldu.Bu çok büyük bir hata idi.Çünkü düşman çıktıktan sonra onu geri atmak çok zordu.
Liman Von Sanders “Türkiye’de 5 yıl” adını taşıyan kitabındaki anılarında belirttiğine göre;“Düşman yarımadanın neresinden çıkarsa çıksın,karşısında savunma yapan birilerini bulmuş olacaktı.Ancak dağıtılmış olan kuvvetler,güçlü bir çıkartma birliğine karşı koyacak güçte olmadığı gibi,bunların gerisinde gerekli yerlere sevke hazır merkezi bir ihtiyat kuvveti de yoktu.”
Tümenlere derhal,kuvvetlerini bir arada bulundurmalarını,sahil bölgelerine ancak gerektiği kadar müfreze göndermeleri emrini yolladı.
Bu gerçeği Liman Paşa’dan üç yıl kadar önce Balkan Savaşı sonlarında Mustafa Kemal’de görmüştü.Kendisi o tarihlerde Ferik Fahri Paşa komutasındaki kolordunun harekat şubesi müdürlüğünde bulunuyordu.Çatalca savunma hattını yaramayan Bulgar kuvvetlerinin Gelibolu yarımadasına sarkması olasılığına karşı bölgeyi savunmakla görevlendirilmiş olan kolordunun karargahı (Maydos’ta) Eceabat’ta idi.Bir gün kolordu kurmay heyetinde,donanma desteği altında yarımadanın batı sahillerine bir düşman çıkarması yapıldığı takdirde alınacak önlemler konuşuluyordu.Asker çıkarmaya elverişli kumsallara istihkam yapmak fikrini ileri sürenler Mustafa Kemal’i karşılarında buldular.Kendisi,düşmanın donanma ateşi altında karaya çıkabileceğini kabul etmek gerektiğini,savunma önlemlerinin ancak bundan sonra alınmasının doğru olduğunu söylüyordu.Hatta bir ara sinirlenerek şöyle itiraz etmişti:
“İstediğiniz kadar tel örgü engelleri koyunuz parçalar çıkarım. Karada ilerlememi önleyecek üstün bir kuvvet yoksa Yarımadayı pekala ele geçiririm.”
Mustafa Kemal,Bingazi’de İtalyanların,donanma desteği altında karaya kolayca asker çıkarışını görmüş ve bundan ders almasını bilmişti.Müttefikler Seddülbahir’e ilk çıkartmayı başarıyla yaptıkları zaman,onun ne kadar haklı olduğu ortaya çıkacaktı.Liman Von Sanders’e en tehlikeli gözüken yer Anadolu yakasıydı.Antik Truva şehrinin batısı ve doğusuna birer tümen yerleştirdi.Bu birlikler daha önce kendisinin eğitmiş olduğu,Albay Nikolai komutasındaki 3.tümenle,Refet Bey’in 11.tümeniydi.Diğer tehlikeli bölge ise Bolayır’dı.Buraya da albay Sodenstern’in 5.,Yarbay Remzi Bey’in 7.Tümenlerini yerleştirdi.Seddülbahir’e Albay Sami Bey’in 9.Tümenini yeterli görmüştü.Elindeki 6 tümenden sonuncusu,Mustafa Kemal’in Komutasında Eceabat yakınlarında Bigalı’da bulunuyor ve ordunun yedek kuvvetini oluşturuyordu.Gereğinde kuzeyde Bolayır’a veya güneyde Seddülbahir’e sevk edilecekti.
Liman Paşa’nın Gelibolu’daki kurmay heyeti tamamen Türk subaylardan oluşturulmuştu.Ancak kıyılara yaydığı kuvvetlerin bazı komuta mevkilerine yüksek rütbeli Alman subaylar yerleştirmiş olup,boğazdaki topçu birliklerinin de bir kısmında Alman mürettebat vardı.Bunlar,Çanakkale’deki Alman Amiral Von Usedom’a bağlıydı.Kuvvetler öngörülen noktalara yerleştirildikten sonra komutanlar askerlerini gece gündüz eğitmeye başladılar.Sürekli tatbikatlar yapılıyor,siperler kazılıyor,tel örgüler çekilmeye çalışılıyordu. Bütün bu çalışmalar elden geldiğince hızlı yapılıyordu.Çünkü,düşman çıkartmasının çok yakın olduğuna dair belirtiler vardı.
İngilizler,yapmakta oldukları hazırlıkları gizlemeyi beceremiyorlardı.Türklerin ve Almanların istihbarat kaynakları edindikleri bilgileri İstanbul’a aktarıyor,burada tasnif edildikten sonra 5.ordu karargahına bildiriliyordu.
İlk haberde,Limni’deki İngiliz kuvvetlerinin 50.000 civarında olduğu bildirilmiş, sonradan Fransızların takviyesiyle 80.000 kişi oldukları haberi gelmişti.
Düşman faaliyetlerinin her gün biraz daha çoğalmakta olduğunu Liman Von Sanders’te kendi gözleriyle görmekteydi.Çanakkale üzerinde uçan keşif uçaklarının sayısı her gün biraz daha artmakta olduğu gibi,son gelenler öncekilere benzemeyen yeni ve modern makinelerdi.Ayrıca savaş gemilerinin o korkunç karaltıları ufuk hattın da belirmeye,çoğalmaya başlamıştı.
General Hamilton’un elindeki kuvvet 75.000 kişi civarındaydı. İki tümen halinde yapılandırılan Avustralya ve Yeni Zellandalılar; 30.000 kişi,İngiliz 29.Tümeni 17.000 kişi,Fransız Tümeni;16.000 kişi,Kraliyet Bahriye Tümeni;10.000 kişi.Bütün bu kuvvetlerin içinde,İngiliz,İskoç,İrlandalı,Fransız,Avustralya ve Yeni Zelandalılardan başka Afrikalı Zuavlar,Hindistan’ın Sih’leri,Gurkha’ları,yabancı lejyona mensup bölükler,hatta 600 kişi kadar bir Yahudi birliği ve Rumların oluşturduğu amele taburları vardı.
Müttefikler savaş hazırlıklarına başladıklarında kafalarındaki sorular çok fazlaydı. Acaba çıkacakları yerde su var mı idi?Yarımadada yol varmı idi?Çıkarma sırasında ne kadar kayıp verilecek ve yaralılar hastane gemilerine nasıl taşınacaktı?Yarımadada yapılacak savaş şekli siper savaşı mı yoksa açık arazide karşılıklı mı savaşılacaktı? Ne gibi özel silahlara ihtiyaç duyulacaktı? Kıyıdaki su derinliği ne kadardı,kıyıya çıkarma yapmak için nasıl araçlar gerekiyordu.Bütün bu soruların en önemlisi olarak,Türkler direneceklermi,yoksa Balkan Savaşlarında olduğu gibi geriye mi çekileceklerdi? Böyle olduğu takdirde müttefik orduları onları takip edecekmiydi, takip edildiği takdirde ordunun lojistik desteği nasıl çözümlenecekti? Cevabı verilemeyen soruların bu kadar çok oluşu karşısında,müttefik kurmay heyeti önüne gelen her çareden yararlanmaya ve akıllarına gelen ilk fikri plan kabul edip çalışmaya koyuldular.İskenderiye ve Kahire pazarlarına adam gönderilip tulum,gaz tenekesi gibi su taşımaya elverişli ne bulunduysa satın alındı. Limanda rastlanan ve su tankeri olarak yararlanılabilecek her türlü tekne satın alındı.Çok sayıda eşekçi,hayvanlarıyla birlikte kiralanıp ordunun yardımcı kadrosuna alındı.
General Hamilton,01 Nisan’da Londra’dan aldığı telgrafta; Petrograd’daki İngiliz elçisine Çarlık Orduları Başkomutanı Grandük Nikola tarafından söylendiğine göre Rusya,General İstomin komutasında bir orduyu,Karadeniz (İstanbul) Boğazı sahilinde karaya çıkarıp İstanbul üzerine yürümeyi prensip olarak kabul etmiş bulunuyordu. Harekatın başlangıç tarihi,Askold kruvazörüyle Limni’de bulunan Rus amirali Eberhardt ile müttefik amiralleri arasında kararlaştırılabilirdi.Bu motivasyonu oldukça yükselten bir telgraftı.
Aslında Ruslar,büyük zorluklarla ayakta tutmaya çalıştıkları batı cephelerinden en küçük bir birlik dahi çekmek niyetinde değillerdi.Hele Mayıs ayında uğradıkları büyük yenilgilerden sonra bu proje unutuldu.
08 Nisan’da Hamilton,İskenderiye’deki çalışmalara artık kendisi orada olmadan da devam edileceğine inandığı için,hazırlanmış bulunan harekat planını De Robeck ve diğer Amirallerle tartışmak üze re Limni’ye gitmeye karar verdi.Savaştan önce İngiliz turistlerini Norveç fiyortlarında gezdirmek için inşa edilmiş Arcadian adlı yolcu gemisine binerek Mondros’a gitti.10 Nisan günü oraya vararak Queen Elizabeth’de toplantıya oturdu.
Hamilton’un planı oldukça basitti:Esas hücum görevini,elindeki en güçlü birliğine, Hunter Weston komutasındaki 29.Tümene veriyordu.Bu tümenin birlikleri Seddülbahir civarında beş değişik noktadan karaya çıkacaktı.Birinci günün harekatı sonunda,9km. içerideki Alçıtepe’nin ele geçirilmesi planlanıyordu.Aynı anlarda Birdwood’un komutasındaki Anzac’lar,20km. kuzeyde Kabatepe’nin hemen üzerinden sahile çıkacak, Sarıbayır Tepeleri üzerinden Maltepe’ye geçecekler ve böylece, Yarımadanın ucunda Hunter Weston kuvvetleriyle savaşmakta olan Türk Ordusunun arkası kesilmiş olacaktı. Alçıtepe ve Maltepe ele geçirildiği takdirde,müttefik topçuları boğazın girişini kontrol eden bütün noktalara yerleşmiş oluyorlardı.
Bu iki esas hücumla birlikte,Türklerin dikkatini başka noktalara çekmek amacıyla iki yan harekat daha düşünülmüştü.Kraliyet Bahriye tümeni Bolayır kıyılarına çıkartma yapar gibi görünürken, Anadolu kıyısında Fransız birlikleri de Kumkale’ye baskın yapacaklardı. Amaca ulaştıktan sonra her iki birlik Seddülbahir cephesine katılacak ve takviye olarak karaya çıkarılacaklardı.Böylece iki-üç gün içinde yarımadanın güney ucunun tamamen müttefiklerin eline geçmesi ve mayın tarama filosunun, donanmaya Marmara yolunu açması bekleniyordu.
Ayrı noktalardan çıkartma yapmanın önemli bir avantajı da vardı.Türk başkomutanlığı ilk anda beş altı yerden çıkartma yapıldığını haber alacak ve bunlardan hangisinin gerçek hücum olduğunu kolayca kestiremeyecekti. Türkler bu durumun farkına varana kadar en az 24 saat geçmiş olacaktı ki, bu durumdan yararlanılabildiği takdirde kazanılacak zaman daha başlangıçta harekatın zaferle sonuçlanmasına yetebilirdi.
10 Nisan günü denizci ve karacılar tarafından onaylanmış bu plana sonradan yapılan eklerin en önemlisi,Unwin adlı deniz subayının buluşuydu. Unwin’in teklifine göre Fransızlardan satın alınan River Clyde adlı eski kömür gemisinin güvertesine kum torbaları yerleştirilecek,bunların ardına makineli tüfekler gizlenecek ve içine bindirilecek olan 2.000 tam teçhizatlı askerle birlikte gemi,Seddülbahir kalesinin hemen altındaki sahile baştan kara edecekti.Beraber getirilmiş olan bir kaç duba,gemiden karaya bir köprü oluşturacak biçimde bağlanacak ve güverte üzerindeki makinelilerin ateşi kıyıdaki Türkleri oyalarken, 2000 askerin bir anda bu köprüden karaya koşması mümkün olabilecekti.Hamilton, Unwin’in fikrini çok beğendi ve uygulama konusunda hemen çalışmaya başlamasını emretti. İngiliz hava kuvvetleri komutanı Samson,üs olarak Bozcaada’yı seçti. Samson’un yaptığı en büyük hizmet,Türk siperlerinin yerini tespit etmek olmuştu.Çektiği resimlere bakan Hamilton’un uykuları kaçmaya başlamıştı.
O günlerde Türklerin elinde hava kuvveti diye bir şey yoktu. Ancak Ağustos sonlarında Fadıl Bey adında bir Türk pilotunun idaresinde Çanakkale’ye bir deniz uçağı gönderilecekti.Bu uçak keşif görevlerinde kullanılacaktı ama Çanakkale’ye gelmek için İstanbul’dan uçan uçak,gelene kadar kanat ve pervanelerinden arızalanmıştı. İstanbul’dan gelen ustalar arızayı giderdikten sonra 5 Eylülde ilk uçuşunu yaptı.Bu ilk uçuşta 500 mt. irtifada uçmuş,1 saat 10 dakika havada kalmış ve arıza yüzünden geri dönmüştü.Daha sonraları Almanlar da Türkiye’ye 3 uçak getirdiler ve Gelibolu yakınlarındaki Galata’da bir uçuş pisti yaptılar.5.orduya çok büyük keşif hizmetle rinde bulundular.[13] Binbaşı Halis Ataksor’un Çanakkale Raporu adlı kitabında bu durum şöyle anlatılmaktadır:14-15/3/1915 Mahal:Kocadere,Kabatepe’de 2.tabur kumandanlığına No.2089 bugün yarın İstanbul’dan uçarak üç tayyaremiz gelecektir.Bunların beyaz kanatlarının altında kara çizgi işareti vardır.Yanlışlık yapılmamak üzere,müfrezelere duyurulması.Sağ cenah müfreze kumandanı kaymakam Şefik.
Çıkartmanın kesin tarihi henüz belirlenmemişti ve Nisan’ın ilk haftası içinde havalar hep bozuk gitti.Daha sonra 23 Nisan sabahına karar verildi.Ay şafaktan iki saat önce batacağı için,gemiler karanlıkta kıyıya yanaşma fırsatı bulacaktı.Ancak 21 Nisan’da çıkan fırtına çıkarmanın önce 24 saat,sonra bir 24 saat daha ertelenmesine neden oldu.Sonunda 25 Nisan sabahı çıkartmanın başlaması kararlaştırıldı.
Gece yarısına doğru savaş ve nakliye gemileri çarşaf gibi dümdüz bir denizde yol alarak,yolcularını savaş mevkine getirmiş bulunuyordu.Kıyıya daha çok mesafe olmasına rağmen makineler stop ettirildi.Gemiler bir müddet kendi hızlarıyla yol aldıktan sonra birer birer durdular.Burada askere son defa sıcak bir kahve ve sıcak yemek verildi.Yemeklerini bitirenler güvertelere,önceden kendileri için tebeşirle çizilip numaralanmış olan yerlere koşup sıra oldular. Buraya kadar hiçbir karışıklık olmamıştı.Sırası gelen mangalar aynen kendilerine öğretildiği gibi,sessizce ip merdivenlerden aşağı, teknelere indiler ve dolan tekneler üçer-dörder,romorkör tarafından çekilip uzaklaştırılmaya başladı.Herkes çıkartma teknelerine indikten sonra savaş gemileri yeniden harekete geçti.
Saat dörtten sonra sahilin dış hatları seçilmeye başladı.Tepeler de tam bir sessizlik vardı.Hiç bir yanda en küçük bir yaşam belirtisi gözükmüyordu.Aman ya rabbi bu nasıl bir andı böyle.Sanki teknedeki askerlerin kalp atışları hissediliyordu.Bu delikanlıların belki de son yolculuğuydu.Teknelerin içinde sımsıkı ve hareketsiz oturmak yüzünden askerlerin her tarafı tutulmuş ve böyle bekleyip durmak sinirlerini de bozmuştu.Kıyıda insan bulunuyorsa kendilerini fark etmemiş olmaları olanaksızdı.
İşte o anda atılan bir işaret fişeği göğe yükseldi,fişeğin o donuk aydınlığında kulakları sağır eden tüfek ateşine başlandı.Beklenen an nihayet gelmiş bulunuyordu.Filikaların içindekiler hemen suya atladılar.Bir kısmı anında vurulup öldü,bir kısmının suda ayağı tökezledi ve üzerlerindeki ağırlıktan dolayı dibe çöküp öldü fakat büyük çoğunluk karaya çıkmayı başardı.
25 Nisan 1915 günü Mustafa Kemal haklı çıkmış,düşman saat 05.00’te Seddülbahir’in beş noktasından ve Kabatepe zannettikleri Arıburnu’ndan çıkartma harekatına başlamıştı.Çıkacakları kısımları önce topları ile korkunç şekilde dövmüşler,karada hiçbir canlının kalmadığına inandıktan sonra birliklerini karaya çıkarmaya başlamışlardı.
Seddülbahir’e ilk çıkan kuvvetler 29.İngiliz tümeni ile I.Fransız tümeni,Arıburuna çıkan kuvvetler ise Anzac (Australia-New Zealand Army Corps) kolordusuna ait birliklerdi.
Seddülbahir:
25 Nisan günü donanmanın öldürücü bombardımanı ve korumasında,büyük kuvvet beş yerden çıkmaya başladı.İlk hedef olarak Alçıtepe ele geçirilecek Kilitbahir’e ilerlenerek, merkez tabyaları susturulacak,boğaz giriş bölgesi ele geçirilerek açılacaktı.
Çıkarma yapılan beş noktadan yalnızca Ertuğrul ve Tekke koyu’na çıkanlar bir direnişle karşılaşmışlar,diğer noktalara çıkan düşman birlikleri karşılarında ya hiçbir Türk birliği bulamamışlar ya da 10-20 kişi arasında küçük müfrezelerle karşılaşmışlardır.
Tekke burnunun kuzeyine saat 08.30’da çıkan iki tabur,küçük gözcü birliğimizi susturmuştu.Euryalus zırhlısının koruduğu altı bölük Seddülbahir’in batısındaki kumsala çıkarma yapmış,burada düşman beklendiğinden eldeki olanaklarla tel örgü engelleri yapılmıştı. Düşman birliklerinin karaya çıkışlarında ateş açılmışsa da çok sayıda düşman karaya çıkmayı başarmıştı.
Ertuğrul Koyu’nda Albion zırhlısının korumasında,ilk anda Dublin taburu sonra da River Clyde kömür gemisi ile gelen askerler,karaya ayak basacakları sırada üzerlerine Yahya Çavuş’un takımı ateş açmış,bu takım şehit ola ola akşama kadar altı bölük kuvvetindeki düşmanı tutmuştu.Yahya Çavuş arkası çevrilmeye başlayınca sağ kalan birkaç askeriyle Harapkale’deki birliğine geri çekildi.
Ezineli Yahya Çavuş Haziran başlarına kadar kahramanca savaşa devam eder. Zığındere’deki bir süngü hücumunda şehit olur.
Bu bölgede 28 Nisan-6 Haziran tarihleri arasında Alçıtepe’ yi (Kirte) ele geçirmek isteyen işgalcilerle burayı savunan Türk birlikleri arasında Çanakkale Savaşlarının en kanlı sahnelerine tanık olunur.Bu savaşlar bir kaç başlık altında toplanabilir:Kirte,83 Rakımlı Tepe,Zığındere,Kerevizdere.
Burada konunun bütünlüğünü bozmamak amacıyla;06 Ağustos 1915’te İngilizlerin ikinci çıkarma hareketlerinde,Güney Cephesindeki savaşlara da burada devam etmek istiyorum.
Birinci Kirte Savaşı (28 Nisan 1915):
29.İngiliz Tümenince 28 Nisan saat 08.00 sıralarında,gemi topçu desteği altında başlatılan taarruz çok etkili oldu.Türk mevzilerinin tümü adeta yangın yerine döndü.Bunun üzerine Türk ileri birlikleri geriye çekildi ve saat 09.00’da,iki tarafın asıl kuvvetleri korkunç bir muharebeye tutuştular.Sonuçta İngiliz saldırısı durduruldu.
Batı kanadında toplam 10 İngiliz taburuna karşı başarıyla karşı koyan 20.Alay,öğleye kadar yinelenen İngiliz taarruzlarını başarıyla durdurdu.Ortadan yapılan hücumlar da tümence alınan önlemlerle durdurulup saat 10.00 da Kitre yolu kontrol altına alındı.Doğudan yapılan saldırılara da oldukça yıpranmış olan 26.Alay karşı koyuyordu. Ama bu alayımız çok bitkin olduğundan bu kanat çözüldü.İleri hatların çözüldüğünü gören Binbaşı Mahmut Sabri ihtiyatları ve dağılan erleri toparlayıp ileri atıldı.Tam zamanında yapılan bu atılım cepheyi kurtardı ve yeniden düzen sağlandı.Çarpışmalar akşama kadar devam etti.
Sonuç olarak,aslında iyi bir harekat planına dayanarak yürütülen ve Alçıtepe’yi batıdan yapılacak derinlemesine bir kuşatmayla Yassıtepe üzerinden düşürmeyi hedefleyen İngiliz Fransız taarruzları,zorlu Türk savunması karşısında boşa çıkarılmıştır.
Bu muharebeler Seddülbahir cephesinde İngilizlerin dar bir alanda sıkışıp kalmasını sağlayan ilk başarılı hareketleri içerir.
1-2 ve 3-4 Mayıs geceleri;Türk karşı taarruzları yapılmıştır.2 Mayıs’ta da İngilizlerin karşı taarruzları vardır.Bu taarruzlar sonun da Türk birlikleri,savunma hatlarından bir adım bile geri atmadılar.
Gerçek şu ki,Çanakkale harekat sahnesinde,İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin bir yağmur sağanağı halinde ölüm saçan topçu ateşlerine hedef olmak,Türk askeri için kaçınılmaz ve katlanmak zorunda olduğu büyük bir talihsizlikti.Bu korkunç olaylarla kucak kucağa yaşanılacak ve bile bile-seve seve kutsal topraklarımız için can vereceklerdi.
Gün kararırken güney bölgedeki taraf durumlarında hiçbir değişiklik olmamıştı.Kısaca İngiliz ve Fransız taarruzları,boşa çıkarılmıştı.Karşı tarafa ağır kayıplar verdirilmekle beraber,Türk kayıpları da az değildi.Bazı birliklerin kayıpları tam olarak belirlenememiş olmakla beraber 6000 kaybımızın olduğu tahmin edilmektedir.
3-4 Mayıs gecesi;2 Mayısta başlatılan İngiliz taarruzlarına karşı Türk karşı taarruzu yapılmıştır.
5.Ordu komutanlığı,taze bir kuvvet olarak İstanbul’dan gönderilen 15.Tümen’in de katılmasıyla Seddülbahir bölgesinde 3-4 Mayıs gecesi “ikinci gece taarruzu” adı verilen bir gece taarruzuna karar verdi.Bu hücumlarda da düşman denize dökülemedi ama oldukça yıpratıldı.9.Tümen cephesindeki gece hücumları amacına varmış ve İngiliz mevzilerinin daha fazla zorlanmasından umut kesildiğinden,hücumlar durduruldu.Sabaha kadar karşılıklı ateş sürmüş,sonunda Grup Komutanının,“gündüzün İngiliz donanması ateşi altın da sipersiz yerlerde kalınmaması emrine uyularak,bütün hücum birlikleri gerideki mevzilerine alındı.Bu hücumların Türk birliklerini de hayli yıpratmış ve eritmiş olduğu da bir gerçektir.Bunun sorumlusu da grup komutanı Zodenshtern’dir.Bu taarruzlar sonunda 15.Tümenin mevcudu 8.000’den 3.900’e düşmüştür.
Özetlemek gerekirse;Türklerin 3/4 Mayıs gece taarruzları,hedefine ulaşamamış,her bakımdan olumsuz koşullarda geçen aceleci bir sevk ve idarenin kurbanı olmuştur.Bununla beraber Türk askerinin çok hırslı,gözünü budaktan sakınmadan sürdürdüğü hücumlar, karşı tarafı alt üst etmiş olması bakımından dikkate değerdir.
İkinci Kirte Savaşı (6-8 Mayıs 1915):
a)İngiltere savaş bakanı Lord Kitchner’in Londra’dan çektiği “daha fazla beklemek çok tehlikeli olur” telsiz emri uyarısını dikkate alan General Hamilton,6 Mayıs sabahı başlamak üzere yeni bir taarruz kararı aldı.
Mısırdan gelen 125.Tugay Seddülbahir kıyılarına yerleştirilmişti,Arıburnunda bulunan Anzak Kolordusundan da iki tugayın Seddülbahir’e kaydırılması emredildi.Böylece 45 taburluk bir güce ulaştılar.Esas hedefleri Alçıtepe idi.Harekatın birinci evresi donanma ateşinden sonra saat 11.00 de ileri yürüyüşle başlayacak ve Türklerin Alçıtepe güneyindeki savunma mevzileri ele geçirilecekti.
Fransız tümeni,işgal ettiği Kerevizdere kuzeyindeki egemen sırtlarda yerleşip savunmaya geçecek,İngiliz kanadı 35 taburluk kuvvetle Fransız cephesiyle birleşmiş olarak Yassıtepe doğrultusunda ileriye açılacaktı.Bu durum planlarının ikinci evresiydi.Böylece Alçıtepe bloğunu batıdan kuşatmış olarak üçüncü evre için hazır bulunacaklardı.
b)İngiliz ve Fransızların İkinci Kirte Taarruzu başlarken Türk Savunma Kuvvetlerinin durumu:
Cephedeki 7. ve 9. tümenler 5 Mayısta savunma düzenlerini ye nilemişler,en güçlü taburlarını,ileri hatlarda olmak üzere savunma tertiplerini almışlardı.Çok zayıf düşen taburlarını da,ihtiyata çekme yoluyla da bunların eksikliklerini tamamlatarak kullanılabilir hale getirmeye çalışmışlardı.
Bu arada savunma cephesinin tahkimi 5/6 Mayıs gece boyunca sürdürülmüş,ileri karakollar güçlendirilmiş ve keşif etkinliği arttırılmıştır.15. tümen de ihtiyat olarak yine Kerevizdere’de bulundurulacaktır.
Planlanan saatte saldırı başladı.Korkunç bir boğuşma başladı.
7.Tümen’in durumu sıkışıktı.Fransızlar kudurmuşçasına saldırıyorlardı.Fransız hücum dalgaları Türk kayalarına çarptıkça kırılıyordu.Sonunda bu çetin direnişe dayanamayan Fransızlar yavaş yavaş gevşemiş ve karşı Türk süngü hücumlarıyla sönüp gitmişti.
Kısaca 6 Mayıs taarruzlarının en tehlikeli kesiminde,bütün harekatın seyrini olumlu yönde etkileyip değiştirmesi bakımından,7. Tümen’e düşen şeref payının ağırlığı büyük olmuştur.
9.Tümen cephesine gelince:7.Tümen bölgesinde kan gövdeyi götürürken,bu bölgede İngiliz taarruzlarının yavaş,ürkek ve etkisiz bir şekilde ilerlediği görüldü.Türkler burada yakın muharebe yapmışlar,29.İngiliz tümenini durdurmuşlar ve sonunda iki taraf da toprağa gömülüp karşılıklı birbirlerini kollamışlardı.
Sonuç olarak,ikinci Kirte savaşının birinci günü çok işler başararak,İngiliz taarruzlarının bu gün de asıl hedefi olan Alçıtepe bloğunu yarı çember içine almak isteyen müttefik başkomutanlığı,bir kez daha düş kırıklığına uğramıştı.
7 Mayıs harekatında da hedef aynıydı.Özellikle Fransız kuvvetleri daha da arttırıldı. Karşılıklı top ve tüfek ateşleri,süngü hücumları…aman ya rabbi kan gövdeyi götürüyordu.
Saat 16.30 dan sonra düşman hücumları şiddetini iyice arttırdı. Türk siperleri önünde kıyasıya dövüşülüyor,her iki taraftan da yüzlerce ölü ve yaralı siperler önüne yığılıyordu. Sağdaki 127.Alay birliklerimizden bir kısmı geriye çekildi.Soldaki 56.Alayın durumu da tehlikeye girdi.Tümen komutanı derhal ihtiyatları iler sürerek birliklerimizi takviye ederek durumu düzeltti ve karşı taarruzla Fransızların iç kanadı parçalandı ve dağıldı.
Türklerden kaçan Fransızlar,İngiliz Tugayının siperlerine kendilerini zor attılar.Çanakkale’nin en yıpranmış tümeni olan 7.tümen, bugün de şahlanmış ve büyük başarı elde etmişti.
Sonuç olarak saldırganlar yine hüsrana uğramışlar,eski siperlerine geri çekilmişlerdi. Bundan sonra Seddülbahir’de mevzi muharebelerinin başladığı görülür.İki taraf da siperlere çekilmiş,bazı kesimlerde siperden sipere el bombası atacak kadar yakınlaşmışlardı.Bu savaşlarda Türkler 2000 civarında,saldırganlar 6500 civarında kayıp vermişlerdir.
Üçüncü Kirte Savaşı(4/5/6 Haziran 1915):
Müttefiklerin 4/5/6 Haziran saldırısında,ki bu savaşa 3.Kirte savaşı denir,sabah saatlerinde başlayan topçu ateşi Türk siperlerinin bütün hatlarını hallaç pamuğu gibi atmış ve olağanüstü isabetli atışlar sayesinde güney grubunun Zığındere-Kanlıdere-Kirte deresi arasında kalan 9.tümen cephesindeki kuvvetlerini tamamen eritmişti. Böylece cephenin bu kısmı tamamen savunmasız kalmıştı.Buradan ilerleyecek müttefik kuvvetleri,Alçıtepe ve civarında bir tane bile Türk askerine rastlamadan Soğanlıdereye (Soğandere) kadar inebilirlerdi.Bu ise ilk günden beri General Hamilton’un beklediği olaydı. Bu,Seddülbahir Cephesi güney ucunun kuşatılması demekti ki sonucu 5.Ordu için bir felaket olurdu. Müttefik kuvvetlerinin önünde kalmış tek Türk birliği,Kirte (Alçıtepe) köyünün kenarında mevzilenmiş,5.topçu alayının iki bataryasıyla,kuşatma bataryasının erleriydi.
Kuşatma bataryası,93 seferi diye bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşından kalma 12 cm. çapında,yüksek bir sehpa üzerinden ateş edebilen ve bakır sevk çemberli yeni mermileri sayesinde atış menzilleri 7000 metreye çıkarılmış eski model toplardan oluşmuş yardımcı bir ateş gücüydü.Mart ayında Çatalca savunma hattından sökülüp,her biri sekiz manda ile çekilerek Çanakkale’ye getirilmiş ve atış subayı Teğmen Arif’in üstün çabalarıyla bir gecede mevzilenerek cepheye yardımcı bir ateş gücü oluşturulmuştu. Görevleri,düşmanın hassas noktalarına mermi düşürerek onları taciz etmek,özellikle ağır gemi toplarının ateşini üzerlerine çekerek,gerek siperlerdeki Türk piyadesinin,gerekse 5.Topçu Alayına mensup bataryaların üzerindeki yükü biraz olsun hafifletmekti.Kısacası, tarihi topları ve yedeklerden oluşan askerleriyle kuşatma bataryası tam anlamıyla bir fedailer birliğiydi.Önlerindeki koskoca 9.Tümenin,subayından askerine kadar şehit olması veya yaralanmasıyla,siperlerin boşalmış olduğunu fark ettikleri zaman,12’lik kuşatma bataryasının komutanıyla,7.5’lik sahra bataryalarının komutanı Binbaşı Naci arasında şu telefon konuşması geçti:
“Düşman birinci hattımızı aldı.Bataryanızın durumu nedir?”
Binbaşı Naci cevap verdi.“Bir şeyimiz yok sonuna kadar mevzide direneceğiz.”
“Biz de aynı karardayız.”
O sırada Güney Grubu topçu komutanı Alman Binbaşı Binhold’dan, 12’lik kuşatma bataryasına şöyle bir emir geldi:
“Düşman birinci hat siperlerimizi işgal etti,bataryanıza doğru yaklaşıyor,göreviniz bitmiştir.Cephaneniz de kalmamıştır.Topları tahrip ederek erleriniz ve koşumlarınızla Alçıtepe gerisinde toplanınız.Emrinize bir tahrip müfrezesi gönderilmiştir.”
Emir topçuluk düşüncesi olarak yerinde bir emirdi.Cephane bitmiş ve düşman da o yana ilerlediğine göre topların namlularını uçurup geriye çekilmekten başka çare kalmamış gibiydi.
Ama topçu teğmen Arif (Korgeneral Arif Tanyeri) böyle düşünmüyordu.Emri altında 150 er vardı.Bunlar 150 tüfek ve 150 süngü demekti.
Genç teğmen batarya eratını topladı ve onlara kısa bir konuşma yaptı:
“Arkadaşlarım,üç aydan beri bu mevzide düşmana bunca kayıp verdirdik.Burnumuz kanamadı.Şimdi,şu anda düşmanı karşınızda, gözlerinizle görüyorsunuz.Bataryamıza yaklaşıyor ve bize de,bataryanızı tahrip edip çekilin,deniyor.Şu anda düşmanı bizden başka durdurabilecek kuvvet yok.Burasını ve toplarımızı bırakır düşmana sırtımızı çevirirsek arkamızdan gelir ve bizi süngüler.İşte şimdiye kadar sakındığımız kanımızı vatan ve namus uğruna akıtacağımız an gelmiş bulunuyor.Eğer ben gözümü geriye çevirirsem kanım size helal olsun.Aranızda gözü arkaya kayan olursa benim kurşunumu alnında bulacaktır!”
Erler hep birlikte ant içti ve 150 kişi üç gruba ayrılarak 1.Grup Teğmen Ahmet emrinde Kirte deresi,2.Grup Teğmen Mehmet komutasında Kanlıdere,üçüncüsü de batarya komutanı Arif’in emrinde merkezden düşman üzerine yürüdüler.
Sahra bataryalarının eratı ise top başında yakın mesafe ateşi için heyecanla bekliyorlardı.Onların süngüleri de yanı başlarındaydı. 400-500 metre mesafeden kalabalık bir düşman birliği hücuma kalktığında hep birlikte toplarını ateşleyerek bunları ekin biçer gibi biçtiler.O sırada bir başka hücum dalgası,kuşatma topu mürettebatının bulunduğu kısma hücum etmiş,fakat karşılarında,Abdülhamit devri artıklarını giyinmiş uzun boylu siyah üniformalı askerleri ve ellerin de parlayan süngüleri görünce hemen geri kaçmışlardı.Batarya eratı bunları takip ederek ikinci hat siperlerine kadar ilerledi ve oraya sağlam bir şekilde yerleşti.Düşman da birinci hat siperlerine sığındı.
Akşam saatlerinde bir piyade bölüğü geriden yetişerek siperlere dağıldı.Şimdi 9. Tümenin cephesi yine çok zayıf olmakla beraber, biraz daha pekişmiş oluyordu.
48 saat sonra 15.Tümen birlikleri cepheyi teslim aldığı vakit kuşatma bataryasının gözü pek subay ve erleri toplarının başına döndüler ve ellerinde hiç cephane kalmadığı için toplarını söküp Kilitbahir yolunu tuttular.
Kirte savaşlarının sonucu hakkında bir değerlendirme yaparken,önce 5.Ordu komutanı Liman Von Sanders’in 22 Haziran 1915’te Enver Paşa’ya gönderdiği uzun ve ayrıntılı raporunda sadece önemli kısımları içeren şu ilginç satırların üzerinde durmak gerekir.
“Düşman öteden beri ve özellikle son zamanlarda yaptığı taarruzlarda,anlatılamayacak derecede çok cephane ve az insan harcıyor.Merak nedeniyle düşmanın bir dakikada obüs ve gemi toplarıyla 150 mermi attığı sayılmıştır.
Biz ise pek çok insan ve az cephane feda ediyoruz.Feda edebildiğimiz cephane ise düşmanınki gibi donanma ve obüs cephanesi değildir.”
Bu çok kısa açıklama,Türk erinin ne büyük güçlük ve ağır koşular altında vatan toprağını savunduğunu ve bu uğurda gözünü kırpmadan ölüme atıldığını anlatmaya yetmektedir.
Bu kanlı boğuşmalarda,göze çarpan en büyük özellik,Türk komuta kademelerindeki serin kanlılık,alınan kararlardaki ustalık,karşılıklı işbirliği anlayışı,uygulamaların noksansız yapılışıyla uygulayıcıların yarattığı yiğitlik,inanç ve içtenliktir.
Kısaca denebilir ki,83 rakımlı tepe muharebeleri,Türk direnişi ve karşı taarruzları nedeniyle planda öngörülen hedeflere ulaşılamadan Kemal bey tepesi dolayında birkaç yüz metrelik mevzi kesiminin ele geçirilmesiyle sonuçlanmıştır.
Özellikle Fransız kamu oyunu kandırmakta yararlanılmak istenen ve büyük bir zafer kazanılmış gibi gösterilen bu önemsiz toprak kazancı,Türk Güney Grubu birliklerine olduğu kadar Fransızlara da kısa sürede yerine koyamayacakları büyük kayıplara mal olmuştur.
Kirte Savaşlarında bozulan cepheyi düzeltmek amacıyla düşman,21 Haziran’da tekrar hücuma başlar.Adına Kerevizdere savaşları denilen bu savaşlar sonunda her iki taraf da ellerindeki siperleri korumuşlardır.
28 Haziran’da Zığındere’nin her iki tarafındaki Türk siperlerini almak için,düşmanın 56-86-88.Tugayları ve 89 top,2 kruvazör,2 muhriple giriştikleri saldırıyı kahraman Türk askerleri,göğüslerini düşman zırhlı araçlarına ve mermilerine siper ederek durdurdu.Bu savaşlarda 3. ve 5.Tümenlerimiz Zığındere’nin her iki yanına baskın yapacak şekilde tertiplenmişti.11. ve 16.Tümenler yerlerinde savunmaya geçmiş 4.Tümenimiz de Sarafim çiftliğinde yedekte kalmıştı.
Seddülbahir cephesindeki Temmuz savaşları,çıkarmanın en şiddetli savaşlarındandır. En şiddetli savaşlar olmakla birlikte klasik siper savaşları şeklinde cereyan etmiştir.Önce hücuma kalkacak tarafın topçusu hazırlık ateşine başlıyor,bunu çoğu zaman piyade hücumu izliyor,makineli tüfekler bu askerleri ekin biçer gibi biçiyor,hücumun ilk hızı kesiliyor,diğer taraf karşı hücuma kalkıyor,en sonun da hangi siperler kimin elinde kalmışsa oraları elde tutmak için son güçlerini harcıyorlardı.
Hücuma kalkan kim olursa olsun bir türlü kesin sonucu alamıyordu.Temmuz savaşları sonunda Alçıtepe hala uzak ve erişilmesi güç bir hayal gibi müttefiklerin karşısına dikilmeye devam ediyordu.
Sonuç:İngilizler,28 Haziran 1915’ten 5 Temmuz 1915’e kadar süren Zığındere savaşlarında,tasarladıkları hedefe varamamış,çok önemsiz bir ilerleme sağlamışlar, gerek İngilizler gerekse Fransızlar oldukça yorgun ve bitkin düşmüşlerdir.Bu yüzden kazandıkları mevzi başarılarını geliştirmeye yeltenememişlerdir.
Bu nedenle yeniden yapmayı düşündükleri bir taarruzu da,12 Temmuz 1915 gününe kadar (İkinci Kerevizdere Muharebesi) geciktirmişlerdir.
Bu durum Türk Güney Grup Komutanlığı’na,bölgeye birçok yeni kuvvet getirmek ve mevzilerini pekiştirmek olanağını vermişti.
Türk tarafına gelince;bu savaşlarda bilinen bir gerçek,bir kez daha ortaya çıkmıştı.
Mevzi muharebeleri karakterine dönüşen cephelerde,yeterli hazırlık yapılmadan ve yeterli topçu desteği sağlanmadan girişilen taaruz ve karşı taarruzlarla başarıya ulaşılamamış,aksine ağır kayıplar verilmişti.
Nitekim hemen yukarıda sıralanan nedenlerden ötürü gerek sağ kanat komutanlarından önce 2.Kolordu,gerekse daha sonra 1.Kolordu komutanları,İngilizlerin sol kanadına yönelttikleri taarruzlarda, hiçbir başarı sağlayamamış ve İngilizleri söküp atamamışlardır.
Düşman 12 Temmuz’da 2.Kerevizdere savaşı denilen,Kerevizdere batısındaki siperleri almak için,tekrar taarruza kalkmıştı.Göğsü vatan sevgisiyle dolu Türk askerleri,işgalcileri geri püskürtmüştü.Türkler düşmanı denize dökmekten,onlar da ilerlemekten vazgeçmiş, savaş siper harbine dönüşmüş ve savaşın sonuna kadar da böyle sürüp gitmiştir.
Düşmanın yaptığı bombardımana bir örnek verecek olursak; yalnız Ertuğrul koy’u sırtlarındaki 26.Alayın 10.bölüğünün savunma mevziine 4650 mermi atılmıştır. Buna rağmen İngilizler daha fazla kayıp veriyordu.Hassa taburlarının kayıpları %70’leri bulmuştu.1915 Temmuz ayı sonuna kadar,üç ay çok kanlı geçen,göğüs göğüse süngü hücumları ve karşı hücumlarla devam eden Kirte-Kerevizdere ve Zığındere savaşları özellikle Türk birliklerinin,donanmanın ateşinden korunmak için gece yaptıkları süngü hücumlarıyla devam etmiştir.8 gün geceli gündüzlü süngü hücumlarıyla devam eden Zığındere savaşı kayıpların en fazla verildiği ve buradaki en kanlı savaştır.
83 Rakımlı Tepe Muharebeleri: (21-22 Haziran 1915)
Bölgedeki 8.İngiliz Kolordusu Komutanlığı ile Fransız Kolordusu komutanlığı, Alçıtepe’ye yapılacak genel taarruza hazırlık olmak üzere,cephelerinin iki kanadında Türkler elinde bulunan egemen arazi üzerindeki tahkimli mevzileri ele geçirmeyi öngören mahdut hedefli taarruzlar yapmayı kararlaştırdılar.Taarruzlar önce Türklerin iki kanadına yapılacak,sonra ortadan hücum edilecek ve iki kanatla bağlantı kurulacaktı.Yapılan anlaşmaya göre ilk taarruz Fransızlar tarafından yapılacaktı.
Türk Harp Tarihinde “83 Rakımlı Tepe Muharebesi” diye adlandırılan bu ilk taarruzun planlanmasını bizzat Fransız General Gouraud (Guro) yapmış ve General Hamilton tarafından beğenilerek onaylanmıştı.
20 Haziran 1915 sabahı açılan topçu ateşi aralıksız olarak devam etmiş,21 Haziran sabahı saat 04.30’da en kuvvetli şeklini almış ve General Guro komutasında saldırı başlamıştır.Bu taarruzun ilk hamlesinde Fransızlar bu tepeyi ele geçirdiler.Bunun üzerine 12.Tümen takviyeli 2.Tümenimiz karşı taarruza geçerek tepeyi geri aldı. Çok çetin geçen mücadeleler ve yoğun topçu ateşi nedeniyle Türk Mevzileri barınılamaz hale gelmişti. Böylece Fransızlar,tahrip edilmiş ve içleri şehitlerle dolu siperleri tekrar işgal ettiler. Bundan sonra tepeyi ve 1.hat Türk mevzilerini tamamen ele geçirdiler.Böylece Fransızların 21 Haziran harekatı sona erdi.
Fransızlar 22 Haziran’da,soldaki 6.Türk Alayı’nın cephesine taarruza geçtilerse de başarılı olamayarak bu kesimde geçen Kerevizdere muharebeleri sona erdi.
Sonuç olarak kısaca denilebilir ki,iki gün süren çarpışmalarda, altı yüz metrelik taarruz cephesinde yalnız birinci Türk savunma hatlarıyla 83 Rakımlı tepeyi işgal eden Fransızlar,aslında plan gereği kendilerine verilen hedeflere ulaşamamışlardır.
Zığındere Muharebeleri:(28 Haziran-5 Temmuz 1915)
21-22 Haziran 1915’te yapılan 83 Rakımlı tepe muharebeleri nedeniyle 5.Ordu çerçevesinde ve buna paralel olarak Güney Grubu Komutanlığı kuruluşu ve muharebe düzeninde bazı değişiklikler yapıldı.
83 Rakımlı tepe çarpışmalarında ağır kayıplar veren 2.Piyade Tümeni,önce ihtiyata çekilmiş 25 Haziran’da da Anadolu’ya intikal emri almıştı.Bunun yerine 1.Tümen Gelibolu Yarımadası’na geçirilmiş,ayrıca Saros Grubu’na bağlı 6.Tümen de Güney Grubu emrine verilmişti.Bundan sonra Albay Kannengieser komutasına verilen cephedeki 9.Tümen de, Kuzey Grubu emrine verilmişti. 1. Tümen (70,71,124.Alaylar),27/28 Haziran gecesi Alçıtepe kuzeydoğusundaki Kiremitlidere’de toplandı.Böylece Güney Grubu aldığı takviyelerle Zığındere Muharebeleri öncesinde 45 piyade taburu,üç süvari bölüğü ve çeşitli çapta top ve ağır makineli tüfeklerden oluşmaktaydı.
Bu arada nitelik ve yetenekleri oldukça sınırlı birkaç Türk uçağı da 26 haziran sabahı İngiliz ve Fransız ordugahlarını bombalamış ve aynı zamanda birlikler üzerine Hintçe, Arapça,İngilizce ve Fransızca olarak teslim olmalarını isteyen bildirgeler atmışlardı.
Bu arada Fransızların 83 Rakımlı tepeye karşı düzenledikleri 21 Haziran taarruzlarını kendine göre başarılı bulan Hamilton da onların başarısına eş değer bir başarı elde etmek için şiddetle saldırmayı istiyordu.Fransızlar,İngilizlerin istediği topçu desteğini 27 Haziran’dan önce veremeyeceklerini bildirmeleri üzerine Hamilton,saldırı tarihini 28 Haziran olarak belirledi.
İngiliz General Hunter Weston,taarruzun bundan önce olduğu gibi yalnız Zığındere Sırtı üzerinden değil,derenin doğusunda Keçideresi’nin Zığındere’ye kavuşma noktası boyunca da ilerlemeyi sağlamak için Çam Ağacı Sırtı üzerinde 650 m. kadar uzunluktaki mevziler kesimini de içermesini önermiş ve General Hamilton’un onayını almıştı.
28 Haziran’da saat 00.20’de başlayan bombardıman sabaha kadar aralıklı,saat 09.00’dan itibaren de İngiliz kara ve deniz topları gittikçe artan bir şiddetle cepheden ve yandan Türk mevzilerini vurmaya başladılar. Böylece Türk savunma mevzileri ve ilerisindeki tel örgü engelleri yerle bir olmuş,telefon hatları kopmuş,haberleşme olanağı kalmamıştı.
Saat 10.45’te 11.Tümen orta kesimine,saat 11.00’de de bütün 11.Tümen cephesine İngiliz taarruzları başladı.Bu hücuma katılmış olan 87.İngiliz ve Hint Tugayları,plan gereği Zığındere ile deniz arasından;156. Tugay’da Zığındere doğusundan ilerliyor,86. ve 88.Tugaylar ise,bunları takip ediyordu.Bu taarruzlar sonunda içi yaralı ve şehit dolu Türk mevzileri İngilizler tarafından ele geçirildi.Solda taaruz eden ve Türk mevzilerini kuşatmaya çalışan Hint Tugayı 11.Tümen’den yetiştirilen kuvvetlerle durduruldu.Doğuda ilerleyen 56. Tugay ise başarılı olamadı,88.Tugay’ın takviyesinden sonra da pek az bir ilerleme sağlayabildiler.İngilizlerin 7. ve 12.Türk Tümenlerinin yaptığı taarruzlar etkili olamamış,karşı taarruzlarımızla zorluk çekilmeden geri atılmışlardı.
28 hazirandaki 11.Tümen cephesine Zığındere batısında yapılan İngiliz taarruzları Güney Grup Komutanı Weber Paşa’yı endişelendirmişti.Bir ara geri çekilmeyi bile düşünen Paşa sonra vazgeçti.
İngilizlerin bugünkü başarısı,yarımadaya ayak bastıklarından bu yana elde ettikleri başarıların en büyüğü ve önemlisidir.Bu taarruzlarda Türk birliklerinin kayıpları oldukça fazla olmuş (2.013) onların zaiyatı ise 1.750’dir.
29 Haziran’da 2.Kolordu Komutanı Faik Paşa Güney Grubu emrine verildi.Faik Paşa 29/30 Haziran gecesi 124. ve 126. Alaylar ile karşı taarruz yaptı ise de beklenen başarı elde edilemedi.
İngilizlerin 30 Haziran saat 05.00’ten itibaren Zığındere doğusundan yaptıkları hücumlar püskürtüldü.Ayrıca 30 Haziran’da Fransız ve İngilizlerin 12.Türk Tümeni cephesine yaptıkları hücum da geri atıldı.
Bu sırada yarımadada denetlemelerde bulunan Enver Paşa,12. Tümen cephesine yapılan taarruzları ve karşı taarruzumuzu izlemiş, Tümenimize hayranlığını ve takdirlerini belirtmiştir.
2 Temmuz’da bomba ve süngüyle yapılan Türk taarruzlarından bir sonuç alınamadı.Bu saldırı 3 temmuz’da da sürdürüldü fakat verdiğimiz korkunç kayıplara rağmen bir sonuç elde edilemedi.
3 Temmuz’da 3. ve 5. Tümen Komutanları Sarafim Çiftliğinde bir toplantı yaptılar, yapılacak hücumlar konusunda yeni değerlendirmelerde bulundular.
Taarruza katılacak 3. ve 5.Tümenler 4/5 Temmuz gecesi hazırlıklarını tamamlamış,5 Temmuz saat 03.30’da hücuma geçmek için 1.hat mevzileri gerisine yanaşmışlardı.Bunu sezen İngilizler yarım saat öncesinden şiddetli bir ateşe başladılar.Buna karşın görevli tümenlerimiz 03.45’te ateş açmadan süngü hücumuna başladılar. Karşılıklı korkunç çarpışmalar oldu.Kan gövdeyi götürdü.
Sonuç olarak 1.Kolordumuzun bu bir günlük taarruzu hiçbir başarı getirmediği gibi,5.025 askerimiz şehit oldu.Bu sekiz günlük savaşlarda Güney Grubu’nun toplam zaiyatı 16.000 kişidir.Bunun 14. 000’e yakını Zığındere’nin iki yanında yapılan taarruzlarda verilmiştir.Yabancıların zaiyatı ise oldukça az sayıdadır. Bu muharebeler Weber Paşa’nın da sonunu hazırlamış,yerine Vehip Paşa atanmıştır.
İkinci Kerevizdere Muharebesi: (12-13 Temmuz 1915)
Türkler tarafından İkinci Kerevizdere muharebesi diye adlandırılan bu iki günlük muharebeye İngilizler,Alçıtepe Harekatı veya Kanlıdere Harekatı;Fransızlar ise,Beşinci Kerevizdere Harekatı adını vermişlerdir.
İngiliz ve Fransızlar sabah saat 04.30’dan itibaren Türk cephesini karadan,denizden ve 14 kadar uçakla havadan bombalamışlar, bu süre içinde çeşitli çapta 60.000’e yakın top mermisi harcamışlar dır.Bu çarpışmalarda da çok kanlı hücumlar olmuş,karşılıklı geri atılmışlardır.
Her iki tarafa da oldukça ağır zaiyata mal olan bu muharebeler, İngiliz ve Fransız saldırılarını boşa çıkarmanın verdiği rahatlık ve kendine güven duygusu içinde Türk direnme ve moral gücünü kat be kat arttırmıştır.Bu durum Türk savunma bölgelerinde ve özellikle Güney Grubu bölgesinde yayılma olasılığı bulunan hareketlere karşı önlem alma ve soğukkanlılık içinde yeniden düzenlenme alışkanlığı sağlamıştır.
İngiliz ve Fransızlara gelince,onlar da,iyice hazırlanmadan yer yer yaptıkları taarruzlardan vazgeçerek,daha tedbirli hareket etmenin bilincine varmışlardır.
İngilizlerin Yeniden Çıkarma Hareketleri,Seddülbahir Taarruzları:
Seddülbahir Bölgesindeki Muharebeler:
a. Tarafların Durumu ve Harekat Planları,Türk Kuvvetlerinin Durumu :
Seddülbahir bölgesindeki duruma geçmeden,ikinci Kerevizdere muharebesinden (12-13 Temmuz 1915),İngilizlerin yeni çıkarma harekatına (6 Ağustos 1915) kadar geçen süre içinde yapılan etkinlikler sonunda,5.Türk Ordusu'nun genel durumuna kısaca göz atmakta yarar vardır.
İkinci Kerevizdere muharebeleri sona erdiğinde,taraflar,bu muharebelerden edindikleri deneylere dayanarak,ilerideki girişimleri için,yeni düzen ve tedbirler alma çabası içine girmiş bulunuyorlardı.
İşte yapılan bu çalışmalar sonunda,Temmuz 1915 ortasıyla Ağustos 1915 başındaki 5. Türk Ordusu,Asya Grubu;Güney Grubu;Kuzey Grubu;Anafarta Bölgesi;Tayfur Bölgesi ile Saros Grubu'ndan oluşturulmuş bulunuyordu.
Bunlardan:Mirliva Mehmet Ali Paşa Komutası'ndaki Asya Grubu (2.,3.ve 11. Tümenler),karargahlarıyla Kalvert çiftliğinde;Mirliva Vehip Paşa Komutası'ndaki Güney Grubu (2.,5.ve 14.Kolordular),karargahlarıyla Salim Bey çiftliğinde;Mirliva Esat Paşa Komutası’ndaki Kuzey Grubu (5.,9.,16.ve 19.Tümenler),karargahlarıyla Kemalyeri'nde; Yarbay Wilmer Komutası’ndaki Anafarta Bölge Komutanlığı (iki piyade ve iki jandarma taburu,bir topçu taburu),karargahıyla Çamlı Tekke'de;Yarbay Hamdi Komutası'ndaki Tayfur Bölge Komutanlığı (4.Süvari Alayı),karargahıyla Tayfur'da;Albay Fevzi komutasındaki Saros Grubu (6.,7. ve 12 .Tümenler ve Bağımsız Tugay),karargahlarıyla Gelibolu'da bulunuyordu.
Böylece 5 nci Ordu'nun 6 Ağustos 1915 durumuna kısaca bir göz attıktan sonra,asıl konuya girebiliriz.
Seddülbahir Kesimindeki Güney Grubu'nun Durumu :
Bu bölgede görevlendirilmiş olan Güney Grubu'nun oluşturuluşu 14.Kolordu (1.,10. Kolordu) sağda;5.kolordu (13.ve 14.Tümenler) solda olmak üzere birinci hatta;ikinci Kolordu (4. ve 8.Tümenler),grup ihtiyatı olarak geride Yassıtepe kuzeybatısıyla Havuzlar Deresi kesiminde bulunmaktaydı.
Bu birliklerin savunma düzenleri de şöyleydi:
14.Kolordu,Mirliva Trobber Paşa Komutası'nda,1.Tümen'i sağda,10.Tümen'i solda olmak üzere Ege Denizi ile Kirte Deresi arasında görevlendirilmişti.İki tümen arasındaki ara hattı,Zığındere 10.Tümen'e dahil idi.
Mirliva Fevzi (Mareşal) Çakmak Paşa Komutası'ndaki 5.Kolordu,13.Tümen'i sağda, 14.Tümen'i solda Kirte Deresi doğu koluyla Çanakkale Boğazı arasında savunmada.
İki tümen arasındaki ara hattı,Ali Bey çiftliği-Seddülbahir yolunun 300-400 metre kuzeyinden geçen hattı.
Aldığı bu savunma düzeni ve tedbirleriyle Güney Grubu,İngiliz ve Fransızların her türlü taarruz olasılıklarını karşılayabilecek düzey ve biçimde ve kendine güvenen oldukça sağlam bir moral gücü ne sahipti.
İngiliz ve Fransızların Durumu:
6 Ağustos 1915'te Seddülbahir kesiminde,dördü İngiliz ve ikisi Fransız olmak üzere altı tümen bulunuyordu.
Bu kuvvetlerin doğudan batıya doğru almış olduğu düzenler, şöyleydi:
General Baillaud komutasındaki Fransız Kolordusu’nun 1.Tümen'i sağda,2.Fransız Tümen'i solda olmak üzere,Çanakkale Boğazı ile Kanlıdere (hariç) arasındaki yaklaşık olarak 2500 metrelik bir cephede yerleşmişti.
Fransız Kolordusu’nun batısında Kanlıdere (dahil) ile Ege kıyısına kadar uzanan 4 kilometre genişliğindeki bölgede General W.J. Davies Komutası'ndaki 8.İngiliz Kolordusu 42.ve 29.Tümenleriyle cephede yer almış,52.Tümen'i ile İngiliz Deniz Tümeni,geride ihtiyat olarak görevlendirilmişti.
Böylece Seddülbahir kesiminde insan gücü mevcudu yaklaşık olarak 26.000 kişiye inen dört İngiliz Tümeniyle,yine mevcudu 13. 000 kişiyi aşan iki Fransız Tümeni,6 Ağustos 1915 günü yapılması kararlaştırılan taarruz için,gereken tüm hazırlıklarını tamamlamış bulunuyorlardı.
b. İki tarafın Harekat Planı:
Türk Güney Grubu'nun Harekat Planı:
Bu güne kadar edinilen deneylere göre,bundan önceleri yapıldığı gibi,ele her taze kuvvet geçtiğinde taarruz etme alışkanlığına son vermiş olan Güney Grup Komutanı Vehip Paşa,Liman Von Sanders ile bu kez ters düşmüştü.
Sonunda,cepheyi ziyaret eden Başkomutan Vekili Enver Paşa, cephede gerçekleştirilen küçük bir tatbikat denemesiyle ikna edildi. Vehip Paşa'nın görüşü (uygulanması gereken en doğru planın savunma planı olacağı),benimsendi.
Böylece bugünkü durumda Güney Grubu'nun taktiği,"önce savunmada kalmak,İngiliz veya Fransızların taarruzu halinde,bu taarruzları kırdıktan sonra karşı taarruza geçerek onları hem kuvvetçe güçsüzleştirmek ve hem de taarruz istek ve inadını kırarak,moral bakımından yıpratmayı amaçlayan planın uygulanması kararlaştırıldı.
İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin Taarruz Planı:
General Hamilton'un çok gizli tuttuğu Genel Taarruz planının bir parçası olan 8. Kolordu'nun yapacağı mevzi taarruzunun amacı ve ana hatları özet olarak şöyleydi:
1.Taarruzun asıl amacı Seddülbahir cephesindeki Türk kuvvetlerini tespit etmek;böylece bu kesimden asıl taarruzun yapılacağı kuzey bölgesine kuvvet yardımı yapılmasını önlemekti.
2.Yapılacak bu gösteriş taarruzunun hedefi,Kirte Deresi kesiminde ileriye doğru iki çatal biçiminde çıkıntı yapan kesimdeki Türk mevzileriydi.
3.Yaklaşık bir buçuk kilometrelik cephede tahkimli mevzilere yöneltilecek bu taarruz,üstün bir topçu desteği sağlayabilmek için, zaman ve yer bakımından ikiye bölünerek yapılmalıydı.
4.İlk taarruz,10.Türk Tümeni cephesindeki çıkıntıyı hedef alacak ve 29.Tümen'in 88. Tugayı tarafından 6 Ağustos günü yapılacaktı.
5.Kirte deresi kesimindeki hedefe 7 Ağustos 1915'te 42.Tümen taarruz edecekti.
6. Her iki taarruz,kolordu topçusuyla en güçlü bir şekilde desteklenecek,tümenlerin makineli tüfekleriyle de desteklenerek,pekiştirilecekti.
7.Ayrıca Amiral Nicholson Komutasındaki Edgar kruvazörüyle beş monitör ve beş muhripten kurulu bir destek filosu da,toplam 21 ağır ve 24 hafif topuyla bu taarruzları destekleyecekti.
8.Taarruzun başarıyla sonuçlanması halinde,8.Kolordu,ertesi günü yapacağı hareketi genişleterek,genel harekat planını tamamlayacaktı.
İngilizlerin yukarıda açıklanan ve genel harekat planlarının sadece bir parçasını oluşturan Seddülbahir bölgesine ait olanına kısaca değinilmiştir.
Bu arada hiç kuşkusuz yeni aldığı takviyeler ve yarımadaya yönelik yeni çıkarmalar ışığı altında genel harekat planının ana hatlarına da kısaca değinmekte yarar görülmüştür.
Buna göre General Hamilton'un planı şöyle özetlenebilir:
Hamilton yeni gelen beş tümenin bir kısmını Arıburnu cephesi kuzeyinde kullanmak,büyük kısmını Suvla Limanına (Anafartalar Limanı) çıkararak Kocaçimen-Tekketepe hattını elde etmek ve buradan da Maydos istikametinde,Türk Ordusunun gerisine doğru ilerlemek.
Bu amaçla ANZAK cephesi (Arıburnu) gizlice takviye edilecek ve bu cephenin kuzeyindeki geçidin bir müfreze tarafından tutulmasından da yararlanarak Kocaçimen'e doğru bir baskın hareketin de bulunmak.
ANZAK cephesinde baskın hareketi yapılırken,9.Kolordu 10.ve 11.Tümenleriyle Anafartalar Körfezi'ne çıkarılarak, 10.Tümen'le Büyük Anafarta üzerinden Kocaçimen batısına,11.Tümen ile de,Küçük Anafarta üzerinden Tekke Tepe'ye ilerlemek,53.Tümen ile de bunları takip etmek.
c. Muharebenin Yapılışı:
1.Gün:(6 Ağustos 1915)
Bu gün öğleden sonra yapılması kararlaştırılan taarruz için,29.İngiliz Tümeni'nin 88. Tugayı görevlendirilmişti.
Tugay,üç taburuyla birinci hatta,bir taburuyla da ikinci hatta ihtiyatta olarak ilerleyecekti.
Plan gereği önce İngiliz gemi ve kara ağır topları,saat 14.20'de ateşe başlamış,bunu,bir saat sonra tüm sahra top ve makineli tüfeklerinin ateşleri izlemişti.
Sözü edilen bu ateş desteğinden sonra,saat 15.50'de İngiliz piyadelerinin,karşısında bulunan mevzilere hücumu başladı.
İlerleyen İngiliz taburları,ağır zayiata uğramalarına karşın, Türk savunma mevzilerinin yakınına kadar sokulabilmişlerdi.
Başlangıçta her şeyin yolunda gittiği sanılıyordu.O kadar ki, bunu geriden izleyenler,bütün hedeflerin ele geçirildiğine inanıyor ve sevinç içinde geriye olumlu raporlar yazıyorlardı.
Ne var ki,gerçek kısa zamanda anlaşıldı.
Türk savunma gücü yanlış değerlendirilmiş ve taarruzdan bir kaç dakika sonra 88. Tugay dağılmış ve adeta parçalanmıştı.Gerçekten,karşı taarruza geçen Türk birlikleri, İngilizleri geri atmayı başarmıştı.
Bu günkü taarruza 3.000 kişilik bir kuvvetle başlamış olan 88. İngiliz Tugayı, muharebe sonunda,2.000 erini kaybetmişti.
Her ne kadar saat 22.30'da bir gece taarruzu yapılması düşünülmüş ve bunun için,86. Tugay görevlendirilmişse de,Türk savunmasının gücü karşısında olacak bu taarruzun,86. Tugay'ca iki kez ertelendiği görülmüştür.
Bu sıralarda,Türk siperlerinin arasındaki boşluklardan geri çekilen gizli keşif subayları da,muharebeye katılan Worcestershire Taburu'ndan ancak küçük bir grubun geri çekilebildiğini saptamışlar,durumu tümen komutanlığına bildirmişlerdi.
7 Ağustos 1915 saat 03.15'te bu haberi alan 29.Tümen Komutanı General de Lisle,iki kez ertelediği 86.Tugay'ın taarruzundan vazgeçme zorunluluğunda kaldı.
Bu karar yerinde bir karardı.Güçlü Türk mevzilerine yöneltilecek bir gece taarruzu, büyük olasılıkla 86.Tugay'ın dağılmasıyla sonuçlanabilirdi.
Öte yandan Fransız kolordusu da,6-7 Ağustos günleri kara topçularıyla birlikte savaş gemilerinin ateş desteği altında küçük çapta mahdut hedefli taarruz ve karsı taarruzlarla yetinmek durumunda kalmıştır.Böylece Fransız birlikleri,daha çok açtığı topçu ve piyade ateşleriyle cephesindeki Türk birliklerini tespit etmeye çalışmıştır.
Muharebenin İkinci Günü (7 Ağustos 1915):
İngilizler,dünkü muharebelerde verdikleri çok sayıdaki kayıplarına karşılık umdukları başarıyı elde edememişlerdi.Bununla beraber,8.İngiliz Kolordusu, ana plana göre,ikinci bir taarruzu 42.Tümen'i ile yapmayı kararlaştırdı.
Yapılacak bu taarruzda,127.Tugay solda,125.Tugay sağda olmak üzere iki tugayla birinci hatta ilerlenecek,126.Tugay ise,ihtiyatta olacaktı.
Taarruza 7 Ağustos saat 09.40'ta başlanacaktı.Önce bir topçu bombardımanı yapılacak,birlikler,topçu ateşinin gerilere kaydırılmasından sonra,ilerlemeye başlayacaklardı.
Önceden saptanan plan gereği taarruza 7 Ağustos saat 09.40'ta başlandı.Solda 127. Tugay'ın taarruzu,bir başarı sağlayamadı. Ağır kayıplara uğrayan tugay,eski mevzilerine çekilmek zorunda kaldı.İnsan mevcudu 728'e düşen tugay,bir tabur gücüne indi.
Sağ kanattaki Türk mevzileri daha zayıf tutulduğundan,başlangıçta 125..Tugay'ın taarruzu bir gelişme gösterdi.İkinci savunma hattına kadar ilerlenmişse de,Türk birliklerinin karşı taarruzlarıyla bu tugayın taarruzları da,geri atıldı.
İngilizlerin elinde,sadece Türk savunma hattının gerisinde bir bağlıktaki mevzi parçası kalmıştı.
125.Tugay'ın elden çıkardığı mevzilerin,geri alınması için, öğleden sonra girişilen bütün taarruzlar,geri püskürtülerek sonuçsuz kaldı.
Böylece 24 saatten daha az bir süre içinde 8.İngiliz Kolordusu'nun 1,6 km. bir cephede giriştiği mahdut hedefli bu taarruzlarda,muharebeye katılan 4.000 subay ve erin 3.500'ü kaybedilmişti.
Yukarıda açıklanan harekattan sonra,Seddülbahir kesimindeki İngiliz ve Fransız birlikleri,Çanakkale Muharebelerinin sonuna kadar genelde ciddi bir harekatın içinde olmadılar.
Ancak,kısaca şu kadarı söylenebilir ki,6-7 Ağustos günleri yapılan muharebelerden sonra,Seddülbahir bölgesindeki çarpışmalar, birkaç mevzi harekat dışında,13 Ağustos akşamına kadar geçen süre de,sadece karşılıklı topçu bombardımanları,küçük çaplı gece baskınları ve bomba atışlarıyla, lağım patlatmalarından öteye geçmemiştir.
Bu arada,yalnız 52.İngiliz Tümeni'nce,evvelce Türk savunma hattı gerisinde bağlık kesimde ellerinde kalan bir mevzi parçasını,batıya doğru genişletme amacıyla,Kasım 1915'te girişilen harekat dışında,Çanakkale'nin boşaltılmasına kadar (8/9 Ocak 1915) tarafların durumunda bir değişiklik olmamıştır.
Arıburnu:
Düşman ikinci cepheyi Arıburuna açmıştı.General Birdwood komutasındaki Anzak Kolordusu buraya çıkacaktı.25 Nisan 1915’te 3.Avustralya Tugayına ait 1500 kişilik öncü kuvveti çıkacak,arka dan esas birlikler karaya çıkacaklardı.Harekat planları da şöyleydi. Anzak Kolordusunun iki kademe halinde bu bölgeden karaya çıkmasını sağlayacaklar, karaya çıkan birlikler önce Kocaçimen Tepeyi, Conkbayırını ve hakim sırtları ele geçirecekler daha sonra da Seddülbahir’den çıkıp Alçıtepe’yi ele geçiren birliklerle buluşup Türk savunma kuvvetlerini temizleyip tabyaları elde edecekler,donanmaya boğazı açacaklardı
Anzak askerleri çıkıyor.
Avustralya Tugayı,25 Nisan 1915 günü saat 05.00’te sahile yaklaştı.Fakat düşündükleri gibi olmadı.Akıntı onları Kabatepe yerine Arıburuna sürüklemişti (bazı tarihçiler akşamdan Kabatepe’ye bırakılan işaret şamandıralarının akıntı ile Arıburuna sürüklendiğini,bazı tarihçiler bizim gözcülerimizin bu şamandıraları fark ederek Arıburuna çektiklerini,bir kısmı öndeki düşman gemisinin pusulasının bozulduğunu,bazıları da bilinçli olarak gerçekten çıkabilselerdi hakim tepeleri ele geçirip Arıburnu-Conkbayırı yönünden doğrudan Eceabat’a ve Kilitbahir platosuna inilebilecek tehlikeli fakat en kestirme yol olduğundan buraya çıktıklarını yazarlar.)
Çıkarma sırasında kıyı örtmesi yapan askerlerimiz çok şiddetli ateş açmıştı.Bu ateşe rağmen 1.Avustralya Tümeninin tamamı karaya çıkmıştı.Saat 07.00’de düşman,ileri unsurları ile Conkbayırı ve Kemalyeri yamaçlarına kadar ilerledi.Buradaki takımların askerleri birer birer şehit olmuşlardı.Gece tatbikat yapan 27.Alay Eceabat’a yeni dönmüş ve uykuya dalmıştı ki top sesleriyle uyandılar.Düşman çıkarmasının başladığını anlayan Alay komutanı orada bıraktıkları arkadaşlarını kurtarmak için çırpınmış,hareket emrinin geç verilmesi nedeniyle düşmanı ancak top sırtlarında karşılayabilmişlerdi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Fiilen Savaşa Katılması:
Mustafa Kemal, 25 Nisan gününü raporunda şöyle anlatıyor.
“İşte o günlerden birinde,12 Nisan 331 (25 Nisan 1915) sabahı idi ki Arıburnu’nda bir hadise cereyan etmekte olduğu işitilen gemi toplarının seslerinden anlaşılmıştı.Bütün fırka kıtaatının harekete hazırlık derecesi tezyid (arttırıldı) edildi.Bir taraftan Maydos mıntıkası kumandanlığından malumata intizar etmekte (bilgi beklemekte) idim.Diğer taraftan da ordunun emrine... Yalnız fırkanın süvari bölüğüne istihsali malumat (bilgi elde etmek) için Kocaçimen istikametinde hareket etmesi emrini verdim.
Bu sırada idi ki,3.Kolordu Kumandanı Esat Paşa hazretleriyle Gelibolu’dan telefonla görüşülmüştür.Müşarünileyh (adı geçen,işaret olunan-Tanzimattan sonra resmi makamlar derecelendirilirken en yüksek makamda bulunanları anarken söylenirdi ) de henüz cereyan-ı ahval (olup bitenler) hakkında vazıh (açık) malumat edinememiş olduğunu bildirmiştir. Öğleden evvel saat altı buçukta idi,Halil Sami Bey’den vürut eden (gelen) bir raporla düşmanın Arıburnu sırtlarına çıktığı anlaşılıyor ve buna karşı benden bir taburun mezkur (adı geçen biraz önce kendisinden söz edilmiş) düşmana karşı sevki isteniyordu.Gerek bu rapordan gerekse Maltepe’de icra ettiğim hususi tarassudat (özel gözlemler) neticesinde bende hasıl olan kanaati katiyye (kesin kanı),öteden beri imali fikir ettiğim (düşündüğüm) gibi düşmanın Kabatepe civarında mühim kuvvetle karaya çıkmaya teşebbüsü,demek ki vuku buluyordu.Binaenaleyh bu işin içinden bir taburla çıkmak mümkün olamayacağını, her halde evvelce tahmin ettiğim gibi,bütün fırkamla düşmana incizabın (yönelmenin) gayrı kabili içtinap (çekilinmesi olanaksız) olduğunu takdir ediyorum.Artık hiçbir şeye intizar etmeyerek (hiçbir şey beklemeyerek) karargahımın bulunduğu Bigalı köyünde ikamet eden 57. Piyade Alayı ile cebel (dağ) bataryasının derhal harekete geçmek için amade (hazır) bulundurulmalarını,kumandanlarının da emir almak üzere yanıma gel melerini bildirdim.
6 maddelik bir emir not ettirdim.Bundan başka 3.Kolordu kumandanlığına telefonla arz edilmek üzere bir rapor yazdırdım.Vaziyeti ve vaziyetimi ve teşebbüsümü anlattım.Bundan sonra fırkamı toplayarak basit bir tertiple,Bigalı Deresi boyunca giden yol üzerin de bizzat yürüyüşe geçirerek Kocaçimen tepesine yönelttim.Şimdi Kocaçimen Tepesini tasavvur buyurun.Kocaçimen Şibicezirenin (yarımadanın) en yüksek tepesidir. Fakat Arıburnu noktası zaviye-i meyyite (ölü nokta-ölü açı) içinde kaldığından buradan görülmüyor.
Orada denizde bulunan gemilerden ve zırhlılardan başka hiçbir şey görmedim. Düşmanın karaya çıkmış piyadesinin henüz oradan uzak olduğunu anladım.Erat o zorlu araziyi hiç durmadan yürümek yüzünden yorulmuş ve yürüyüş derinliği daha da derinleşmişti. Alay ve batarya kumandanına efradı (eratı) toplayıp küçük bir istirahat vermelerini söyledim.Denizden görünmeden on dakika kadar istirahat edecekler,sonra beni takip edeceklerdi.Ben de,orada bir Abdal geçidi vardır,o Abdal geçidinden Conkbayırına gidecektim.Yanımda yaverim,emir zabitim (subayım) ve sertabip (baş tabip) ile fırka topçu kumandanı olduğu halde evvela atlı olarak yürümeye teşebbüs ettik.Fakat arazi müsait değildi.Hayvanları bıraktık yaya olarak Conkbayırı’na vardık.
Şimdi burada karşılaştığımız sahne enteresan bir sahnedir ve vakanın en mühim anı bence budur.
Bu sırada Conkbayırı’nın güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunması ile görevli bulunan bir müfreze eratın Conkbayırı’na doğru koşmakta,kaçmakta olduklarını gördüm. Bizzat bu askerlerin önüne çıkarak;
-Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.
-Efendim düşman! dediler.
-Nerede?
-İşte,diyerek 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
Gerçekten düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tamamen serbest olarak ileriye doğru yürüyordu.
Şimdi vaziyeti düşünün.Ben kuvvetlerimi bırakmışım asker on dakika dinlensin diye, düşman da bu tepeye gelmiş.Bana benim askerlerimden daha yakın! ve düşman,benim bulunduğum yere gelse kuvvetlerim çok kötü duruma düşecekti.O zaman artık bunu bilmiyorum bir mantık muhakemesi mi,yoksa içgüdü ile mi,bilmiyorum kaçan askerlere;
-Düşmandan kaçılmaz, dedim.
-Cephanemiz kalmadı, dediler.
-Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim ve bağırarak bunlara süngü taktırdım,yere yatırdım.Aynı zamanda Conkbayırı’na doğru ilerlemekte olan piyade alayı ve cebel bataryasının yetişebilen erlerinin marş marşla bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki emir subayını geriye saldırdım.Bu askerler süngü takıp yere yatınca düşman askeri de yere yattı. Kazandığımız an bu an’dır.
Kolun başında bulunan bölük yetişti.Bu bölüğe cephanesiz bölüğü de takviye ederek ateş açmasını emrettim.Yanıma gelmiş olan 57. Alay 2.Tabur Kumandanı Yüzbaşı Ata Efendiye bütün taburu ile bu bölüğü takviye ederek 261 rakımlı tepe üzerinden düşmana taarruz etmesini emrettim.Cebel bataryasına su yatağında mevzi aldırarak düşman piyadesi üzerine ateş açtırdım.Dereye saptığından biraz geciken diğer bir tabur taarruza katıldı.Bundan sonra idi ki Alay kumandanına bütün alayı ile benim gösterdiğim yönde düşmana hücum etmesini emrettim.
Türk’ün kaderini değiştiren büyük insan,böylece savaşın sonuna kadar bir daha ayrılamayacağı savaşa fiilen katılmış oldu.
57.Alayın hücuma başlaması öğleden önce saat 10.00 sıralarında idi.O sırada 9.Fırkaya mensup süvari subaylarından mülazımı evvel (üsteğmen) Mehmet Salih efendi yanıma geldi ve 27. Alayın Kocadere batısındaki sırtlardan Kemalyeri üzerinde düşmanla çatışmaya başladığını haber verdi.O subayla sözü geçen alay kumandanına,düşmanın sol kanadına taarruz etmekte olduğumu,27.Alayın da karşısındaki düşmana taarruz etmesini,henüz Bigalı civarında bulunan tümen kurmayına da emir atlısı ile bir emir gönderdim.
Dedim ki :
“İzzettin Bey,Alay 72 Maltepe’ye yaklaşsın,sıhhiye bölüğü Kocadereye gelsin,Alay 77,Kocadere doğusuna yaklaşsın,ve bu raporu 3.Kolordu kumandanına veriniz”.
Atatürk’ün 3.Kolordu komutanlığına sunulmak üzere 19.Tümen kurmayı Yzb.İzzettin (Çalışır)’e gönderdiği rapor şöyledir:
“Üçüncü Kolordu Komutanlığına
Arıburnu şimalindeki (kuzey) sırtlar
12 Nisan 1331 (25 Nisan 1915) saat 10.24 evvel
Düşmanın karaya çıkmış olan piyadesi,Arıburnu ile Kabatepe arasında bir buçuk km. kadar bir cephedeki sırtları işgal etmiştir. 27.Alay,düşmanı doğu cephesinde 800 metre işgal ediyor.Düşmanın tamamen sol kanadında 600 mt.den taarruza başladım.Yalnız piyadeden ibaret olan düşmanı,bir alay tahmin ediyorum”.
Atatürk,o günkü savaşın akışını anlatmaya devam ediyor :
“Bir saat kadar ateş muharebesinden sonra düşmanın sol kanadından 261 rakımlı tepeye kadar ilerlemiş olan birlikler geri çekilmeye mecbur edildi.
57.Alay verdiğim emir üzerine düşmanı şiddetle takip ediyordu. 27.Alay kumandanından emrimin alınıp alınmadığına dair bir haber gelmedi. Bununla beraber,gerek bizzat benim gerek yanımdaki subaylardan gözetleme için ileri gönderdiklerimin netice-i tarassudu muzdan (gözetleme sonuçlarımızdan) bu alayın da taarruz etmekte ve ilerlemekte olduğunu anladım.
Öğleden önce saat 11.15’te vaziyet bence şu idi:
Düşmanın karaya çıkmış olan kuvveti sekiz taburdan fazla idi. Şimdi bu 8 taburluk kuvvet,kendisiyle gücüne uygun olmayan çok geniş bir cephe üzerinde 261’e kadar kuzeyden ve Kemalyeri’nin bulunduğu sırtların batı yamaçlarına kadar doğudan ilerleyebilmişti. Fakat bu uzun cephe hattı çok engelli derelerle kesik bulunuyordu. Bu nedenle düşman kendi cephesinin hemen her cephesinde zayıftı. Conkbayırı kuzeyinde mevzi alan 19.Fırka’nın seri ateşli cebel bataryası Arıburnu çıkarma noktasını ateş altına aldığı için düşmanın henüz çıkarmaya devam ettiği birliklerin çıkması hem güç hem geç oldu.57.Alayın Conkbayırı ve su yatağı hattından 261 rakımlı tepe istikametinde ve cephe ile kesif olarak düşmanın pek nazik ve önemli olan sol kanadına yüklenmesi,iki taburdan ibaret olan 27.Alayın da Merkez Tepe genel istikametinde geniş cephe ile düşmana atılması,düşmanı geri çekilmeye mecbur etmişti.Fakat,bence bundan daha önemli olan bir şey vardı ki,o da herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı.
Bu öyle alelade bir taarruz değil,herkesin başarmak ya da ölmek azmiyle harekete teşne (aşırı istekli) olduğu bir taarruzdur.Hatta ben,kumandanlara şifahen verdiğim emirlere şunu ilave etmişimdir.
-Size ben taarruz emretmiyorum,ölmeyi emrediyorum.Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir (geçebilir).
Fakat akşama kadar daha çok zaman vardır.Bu sıralarda idi ki, 9.Fırka kumandanından haber getiren bir subay,düşmanın Kumtepe’ye kuvvet çıkarmaya başladığını ve orada kuvvetimiz bulunmadığını,19.fırkaca bu durumun dikkate alınmasını,9.fırka kumandanının bütün kuvvetleriyle Kirte’ye gittiğini bildiriyordu.
Kumtepe,Kilidülbahir’e en yakın ve çok etkili bir noktadır.Burasını görmezlikten gelmek bütün amaçları kaybettirebilir.Bununla beraber derhal hatırıma gelen şey Arıburun’da savaşan birlikleri,taarruza devam ettirmek ve fırkanın kalan bölümünün tamamı ile bizzat Kumtepe’ye yetişmek oldu.Bunun için gereken emirler verildi. Hemen hareket ettim.
Atatürk,Maltepe’ye geldiğinde kolordu komutanı Esat paşa ile karşılaşır ve Kumtepe’ye çıkarma yapıldığına dair kendisine verilen bilginin doğru olmadığını öğrenir.Bunun üzerine bütün kuvvetiyle Arıburnu’ndaki düşmana hücum etmeye karar verir ve 77.Alayı,27. Alayın solundan düşmanın sağ yanına hücum ettirir.
19.Tümenin bu taarruzu karşısında düşman kıyıya kadar çekilir,hatta bir kısmı sandallara binerek kaçmaya bile başlar.Ama karanlık basınca düşman yeniden karaya asker çıkarır.Bütün gece sürdürdüğü çıkarmayla karadaki kuvvetlerini takviye ediyor ve ertesi günü (26 Nisan) üstün kuvvetlerle taarruza geçiyor,fakat birliklerimizin direnişini kıramıyor.
Atatürk 27 Nisan günü iki piyade alayının daha emrine verileceğini öğrenince hemen taarruza karar verir.19 Mayıs 1915’e kadar sürdürdüğü taarruz ve savunma savaşlarıyla kendi kuvvetlerinden çok üstün çıkarma kuvvetlerini daracık bir bölgede kalmaya mahkum etti.
27 Nisandan sonra Seddülbahir cephesinde olduğu gibi Anzaclar üzerine de kısmi bir sessizlik çöktü.Çıkartmanın ilk bölümü tamamlanmıştı.Hamilton’un planı Türk komutanlarınca gayet güzel anlaşılmıştı.Bundan sonra karşı planlar hazırlanmaya başlanmıştı. Bu andan sonra Türkler düşmanı denize dökmek,müttefikler de tepeleri ele geçirmek amacıyla cephenin iki ağırlık noktasına durmadan asker ve mühimmat yığacak,biri diğerini avlayacak harekat planları hazırlamak ve uygulamak uğruna sonsuz bir güçle çalışacaklardı. Bundan sonraki hücumlar ve karşı hücumlar hep önceden hesaplanmış,çaresi düşünülmüş olaylar olacak ve mücadelenin kazanılması, taraflardan birinin dayanma gücünün sona ermesiyle mümkün olabilecekti.
19 Mayıs Savaşları:
5.Ordu komutanı Liman Von Sanders,çıkarmanın ilk günlerin de çok yavaş davranıp cepheye gelen her takviye birliğine “Derhal taarruz ediniz,düşmanı hemen denize dökünüz” gibi emirler vererek,sahile iyice yerleşip tahkimatını tamamlamış,güçlü donanma desteğini de arkasına almış düşmana hazırlıksız taarruzlarla birliklerimizin ağır zayiat vermelerine neden olmuş;ama sonunda savaşın artık mevzi savaşı karakterine dönüştüğünü görmüştü…
İstanbul’daki genel karargaha başından beri gerçekçi olmayan, iyimser raporlar gönderilip,bugün yarın düşmanın denize dökülebilecek bir durumda ve olanaklar içerisinde bulunduğu hissettirilmiş ve biraz da bu havanın etkisiyle Enver Paşa,son bir darbe vurularak düşmanın Arıburnu cephesinden sökülüp atılmasını istemeye başlamıştır.Buna en somut örnek,4 Mayıs 1915 tarihli 5.Ordu komutanlığı’na yazdığı telgraf emridir.
Onun;“...Askeri ve siyasi sebeplerle Gelibolu Yarımadası’nda kesin sonucun bir an önce elde edilmesini olağanüstü önemde görüyorum…”gibi cümlelerle ordu komutanı’nı sıkıştırdığını görmekteyiz.Bu telgraf emri 5.Ordu’ya geldikten sonra,5.Ordu Kurmay Başkanı Alb. Kazım (İnanç),askeri teamülleri zorlayarak tamamen yurt sever bir duyguyla Enver Paşa’ya şu telgrafı çekmiştir:
“Baş komutan Vekil Enver Paşa Hazretlerine,
Bu gece yine her zamanki gibi Seddülbahir’e bir hücum yapıldı fakat bu bölgenin düşmandan tamamıyla temizlenmesi yine mümkün olamadı.Rica ederim,dokuz günden beri arka arkaya yapılan hücumlara artık bir son verilsin!!! Düşmanın bugün yine filo desteğin de asker çıkaracağı doğaldır.Çünkü filoya karşı koyacak kuvvetimiz yalnız övmeye değer niteliklerine güvendiğimiz askerimizdir ki o da günden güne eriyor;şehit yaralı sayısı 15.000’i aşmıştır…Düşmanın ilk çıkarmada elde ettiği küçük arazi parçalarından şimdiye dek ilerleyememiştir.Mahdut hedefli olarak yaptığı taarruzlar daima büyük zayiatla geriye püskürtülmüştür.Düşman daha çok bizi taarruza zorlayarak zayıf düşürmek istiyor.Biz sürekli hücumlarla onun istediği kadar zayıflayınca,o zaman büyük ve taze kuvvetlerle taarruza başlayacak ve normal olarak karşısında yorgun ve güçsüz bir ordu bulacaktır.
Ordunun bu aldatılmaya artık kapılmaması zamanı gelmiş ve geçmiştir.
Ordu,mesela muharebe bölgesinde yedi tümenlik kuvvetler bir birine taktik zorunluluklar sonucu öyle karışmıştır ki,böyle soluk almaksızın yapılagelen taarruzlarla, bunların düzenli bir şekle ve birlik haline getirilmeleri olanaksız ölçüye girmiştir.
Hakkındaki yüksek güvenlerine dayanarak,ordunun bir süre için savunmada kalmasını ve bu surette bulacağı fırsatlar içerisinde dinlenmesini ve kendisine çeki düzen vermesini onaylayıp emir buyurmaklığınızın uygun olacağını arz etmek istiyorum.Dileklerim yalnız özel ve kişisel düşüncelerimden ibarettir.Emir ve irade yine efendimizindir…
5. Ordu Kurmay Başkanı
Albay Kazım
Doğal olarak muhatap kabul etmediği için Enver Paşa yukarıda verdiğimiz telgraf raporunu karşılıksız bırakmıştır.5 Mayıs’ta da, bu tutumunu pekiştirir nitelikte bir emirle “taarruza geçilmesi”ni istemiştir.Daha sonra,5.Ordu Komutanı da Enver Paşa’ya hemfikir oluğunu hissettirecek cevaplar vermiş;bunun üzerine başkomutan vekili cepheyi ziyarete gelmiştir.11 Mayıs 1915’te cephede, başkomutan vekili ile ordu komutanı Liman Von Sanders arasında gizli bir görüşme sırasında taarruza karar verilmiş;Arıburnu’na yapılması düşünülen bu taarruzun,cephedeki üç tümene (5, 16 ve 19.tümenler) İstanbul’dan taze ve zinde güç olarak gönderilecek 2.Piyade Tümeni’nin katılmasıyla birlikte dört tümenle icra edilmesi planlanmıştır.
2.Tümen’in ilk kademesi 13 Mayıs’ta Akbaş Limanına ulaşmış,16 Mayıs’ta birliklerin sonu alınmış olup,tümen,Sarafim çiftliğinde “ordu ihtiyatı” olarak toplanmıştır.Bilahare tümen,Kuzey Grubu emrine verilecektir.Bu günlerde,Kuzey Grubu Komutanı Esat Paşa’nın 5.Ordu Komutanlığı’na Maltepe’den 14 Mayıs’ta yazdığı rapordan aşağıya aldığımız kısımlar çok düşündürücü ve önemlidir.
“Piyademizin bu kadar yaklaşması eldeki toplarımızın düşman piyadesine atışlarını ziyadesiyle etkilemektedir.Düşman,geceli gündüzlü çalışarak zaten savunmaya elverişli olan mevzilerini sığınaklar ve kum torbalı mazgallarla esaslı bir şekilde tahkim etmiştir. Topçularımızın bu tahkimata karşı yapmakta oldukları atışlar bile etki göstermemektedir. Buna ilaveten,bu bölgede kullanılması gereken dağ toplarımızın mermisini tasarruf etmek zorunluluğu da vardır.Fakat bugünkü durum topçu etkisinden çok piyadenin süngü kuvveti ne bağlı bulunmaktadır.
Burada yapılacak iki şey vardır.
Birincisi:Düşmanın asıl amacı Boğaz’ı düşürmektir.Bunun için önce Kocaçimen Yaylası’nı elde etmek isteyecektir.Bugün bulunduğu sıkışık durumda kalmakla bu amaca ulaşamayacağına göre,kendisinin bize taarruz etmesi gerekir.Bizim de düşmanın bu taarruzlarını beklemek,sonra da karşı taarruzlarla onları atmak amacımızdır.
İkincisi:Birçok zayiatı göze alarak düşman mevzilerine bir hücum yapmakla onu denize dökmektir…
Kuzey Grubu Komutanı Esat
Yukarıdaki yorumların yapıldığı raporlardan anlaşılmaktadır ki,ordu üst kademeleri,bütün sakıncalarına rağmen taarruzu benimsemişlerdir.
19 Mayıs Taarruzunun yapılış şekli…
Dört tümenle bir baskın taarruzu olarak,3,5 km.bir dar şerit üzerinde yapılması planlanan taarruzlar şöyle başlayacaktır.
A-Kuzey (Sağ) Kanat:19.Tümen cephesinde sağ kanatta 64. Piyade Alayı, Cesarettepe üzerinden Yükseksırt doğrultusunda,sol kanatta 57.Piyade Alayı–Boyun noktası Bombasırtı arasından – önündeki yakın düşman mevzilerini hedef alarak düşmanı hemen ar kasındaki Korku Deresi’ne dökmek üzere ve 5.Tümen taarruzlarını kolaylaştıracak şekilde taarruz edeceklerdi.(72. ve27.Piyade alayları ile 45.Piyade Alayı’nın 3.Taburu ihtiyat olarak geride tertiplenmişlerdi)
B-Merkez Kuzeyi (5.Tümen Cephesi):Düşman mevzilerinin en kuvvetli yerlerinden olan Merkeztepe tahkimatına taarruz edilecek ti.13. ve 14.Piyade Alayları birinci hatta, 15.Piyade Alayı ikinci hatta olarak tertiplenmişlerdi…
C-Merkez Güneyi (2. Tümen Cephesi):Tümenin taarruz yönü Merkeztepe-Kırmızısırt ekseninde olarak;ön hatta sağda 5.Piyade Alayı,solda 1.Piyade Alayı yer alacak; 6.Piyade Alayı ise ikinci hatta ihtiyat olarak tertiplenecekti.
D-Güney Kanat (16.Tümen Cephesi):Kırmızısırt-Kanlısırt ve Süngübayırı ekseninde, ön hatta 47. Piyade Alayı sağda,48.Piyade Alayı sol kanatta,geride sağdan itibaren 125. Piyade Alayı ve Kabatepe Grubu’ndan destekleyen 77. Piyade Alayı’ndan bir tabur ikinci hatta ihtiyatta taarruza kalkılacaktı.(33.Piyade Alayı Kolordu ihtiyatı olarak kaldı) Saat 03.30’da başlayan genel taarruzlarla tüm cephede kanlı bir savaş başladı.İlk önceleri,sağda 64.Piyade Alay birliklerinden bir bölük,merkezde 14.Piyade Alayı’nın bazı birlikleri ve solda ise 48.Piyade Alayı’nın bazı birlikleri bir kısım düşman siperlerine girebilmişlerse de daha sonra çapraz makineli tüfek atışları ve bu birliklerin yan ve gerilerinin temin edilemeyişi üzerine gün ağarınca bu birlikler tekrar asıl mevzilerine dönmeye çalıştılar.Ama saldırılar adeta bir katliama dönüşmüş,ara bölge genelde şehit ve yaralılarla dolmuştu.
Cephenin her iki yanı donanma ateşine açık olduğu için ağır ve ezici bir ateş silindiri ihtiyatları da ezmeye başladı.Hem de gün ağarması ile zayiatımız dayanılmaz bir hal aldı.
Tüm saldırı cephesi,önü ve irtibat hendekleri şehit ve yaralılarla dolmuş olduğundan, bir müddet sonra ihtiyatlar da harcanmış olarak tüm cephede taarruz durduruldu.
Şehit subay sayısı 51,şehit er sayısı 3369 olup toplamı 3420’dir.Yaralı subay sayısı 97,yaralı er sayısı 5967 olup,toplam 6064 yaralı vardır.Ayrıca, 16 Tümen’den 486 kişi de kayıptır.
19 Mayıs taarruzunun ardından,ölüleri gömmek için 24 Mayıs' ta bir ateşkes yapıldı.
19 Mayıs 1915 Arıburnu Türk Taarruzunun Başarısızlık Nedenleri:
Taarruz ettiğimiz cephede yaklaşık 6 düşman tugayında toplam 13.000 savaşçı vardı ve dört Türk tümeninde ise (lojistik birlikleri ve topçu birlikleri hariç olmak üzere) yaklaşık ihtiyatlar dahil 42.000 savaşçı vardı.Sevk ve idaredeki hatalarla bu sayısal üstünlük avantaja çevrilememiştir.
Başlıca hatalar:
1-Bu taarruzun yegane başarı şansı ani baskın tarzında ve merkezin veya sağ kanadın seçilmiş bir kısımda ağırlık merkezi oluşturacak derinliğine bir taarruz kademesiyle hücuma kalkılmasıydı. Halbuki 4 tümen,3,5 km. bir cephe hattına yayılmıştır.
2- 3.Kolordu karargahından ısrarla yapılan uyarılara rağmen gece yarısından itibaren özellikle 2.Tümen cephesinde hafızların yüksek sesle ezanlar ve dualar okumaları;bilahare 2.Tümen’in taarruzunun tümen bandosuyla marşlar çalınarak yönlendirilmesi,düşmanı erkenden uyarmış,karşı koymaya hazır hale getirmiştir.
3-Merkez bölgesinde taarruz öncesi ön hatların aşırı gürültüyle ve çok yoğun doldurulması (metre başına 14 insan düşmekteydi) istenilen yönlere baskın çıkışlarını önlemiştir.
4-Asıl darbeyi vuracak 2.Tümen’in ilgili subayları,gündüzden cephede gerekli ön keşif yapma olanağı bulamamışlardır.
Ayrıca, teknik yetersizlikler de şunlardır:
1-Ağır topçu desteğinin olmayışı,
2-Eldeki topçunun cephanesinin çok kısıtlı olması,düşman ihtiyatları üzerinde etkili olma olanağı vermemiştir.
Yukarıda ana hatlarıyla değindiğimiz hatalar ve yetersizlikler nedeniyle 19 Mayıs 1915 günü Çanakkale Savaşları’nın en kanlı günlerinden biri yaşanmıştır.Bu günü Türk gençliği iyi bilmelidir. Türk askerindeki eşsiz yiğitlik ve itaat ruhu ile yapılan bu taarruzlar da hayatını feda edenleri ve o günden gazi olarak çıkanları,tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz.
Atatürk’ün Arıburnu komutanlığı sırasında savaşları nasıl sarsılmaz bir azim ve iradeyle yönettiğini göstermesi bakımından şu emri çok ilginçtir.
“Benimle beraber burada muharebe eden bilcümle askerler kesinlikle bilmelidirler ki,uhdemize tevdi edilmiş (üzerimize verilmiş) namus vazifesini tamamen ifa etmek için bir adım geri gitmek yoktur.Hab-u istirahat (rahat uyku) aramanın,bu istirahattan yalnız bizim değil,bütün milletimizin ebediyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceğine cümlenize hatırlatırım.Bütün arkadaşlarımın hemfikir olduklarına,düşmanı tamamen denize dökmedikçe yorgunluk asarı göstermeyeceklerine şüphe yoktur”.Türk birliklerinin inatlı savunması karşısında üç aya yakın bir sürede ilerleme kaydedemeyen müttefik komutanlığı,Limni Adası’na topladığı 50-60 bin kişilik bir kuvvetle yeni bir çıkarma yapmaya,asıl kuvvetleriyle Anafarta Limanı (Suvla Limanı) bölgesine çıkıp Tekke Tepe-Büyük Anafarta çizgisini ele geçirmeye ve buradan Eceabat yönüne ilerleyerek boğaz savunmasını düşürmeye karar verdi.
Bu planın başarıya ulaşabilmesi için Arıburnu ve Seddülbahir Bölgesindeki Türk kuvvetlerinin belirlenmesi gerekirdi.Anzak Kolordusunun kuzey kanadındaki 2.Avustralya tümeni bu amaçla Türk savunma cephesinin kuzey kesiminde bulunan 19.Tümen bölgesin de 6-7 Ağustos 1915 günleri harekata girişti.Fakat Mustafa Kemal’in aldığı önlemler ve bilinçli savunma nedeniyle ağır kayıplar vererek Cesaret Tepe önünde savunmaya geçmek zorunda kaldı.
Arıburnu ve Seddülbahir cephelerinde şiddetli çarpışmalar devam ederken,06 Ağustos 1915 akşamı saat 22.00’de 10. ve 11.İngiliz Tümenleri Büyük ve Küçük Kemikli Burunlarının güney kıyılarına çıktılar.Bu tümenler 7 Ağustos 1915 günü saat üçe kadar Karakol dağı-Softa tepe,Lala baba,Tuzla gölü güneyi hattına kadar ilerlediler.Kıyıdaki Türk birliklerinin çok zayıf olmasına rağmen İngilizler bu çıkarma sırasında 1700 kişi kaybetmişlerdir(Eceabat Yerel Tarih Grubu,Şahin Aldoğan- Selim Meriç araştırması).
İngilizlerin Yeniden Çıkarma Hareketleri (Kuzey Bölgesi):
Buna göre General Hamilton’un planı şöyle özetlenebilir:
“Hamilton yeni gelen beş tümenin bir kısmını Arıburnu cephesi kuzeyinde kullanmak, büyük kısmını Suvla Limanına (Anafartalar Limanı) çıkararak Kocaçimen-Tekketepe hattını elde etmek ve buradan da Maydos istikametinde,Türk ordusunun gerisine doğru ilerlemek.
Bu amaçla ANZAK cephesi (Arıburnu) gizlice takviye edilecek ve bu cephenin kuzeyindeki gediğin bir müfreze tarafından tutulmasından da yararlanarak Kocaçimen’e doğru bir baskın hareketinde bulunmak.
ANZAK cephesinde baskın hareketi yapılırken,9.Kolordu 10. ve 11.Tümenleriyle Anafartalar Körfezi’ne çıkarılarak, 10.Tümen’e Büyük Anafarta üzerinden Kocaçimen batısına,11.Tümen ile de,Küçük Anafarta üzerinden Tekketepe’ye ilerlemek,53.Tümen ile de bunları takip etmek.”
Arıburnu Bölgesindeki Muharebeler (Kanlısırt ve Conkbayırı Muharebeleri)
a. Kanlısırt Muharebeleri Tarafların Durumu:
Kuzey Grubu’nun Durumu:
Sazlıdere-Azmakdere arasındaki cephenin sağında (kuzeyde) 19.Tümen (72.,18.,27. ve 57.Alaylar);solunda 16.Tümen (125.,47.,48. ve 77.Alaylar) olmak üzere, mevzide bulunuyorlardı.
19.Tümen muharebe idare yeri,Düztepe güneyinde;16.Tümen muharebe idare yeri de Adana bayırındaydı.
5.Tümen,Kurucadere koyu kuzeyiyle güneybatısı bölgesinde grup ihtiyatındaydı.
Sazlıdere kuzeyinde Binbaşı Wilmer komutasında Anafartalar Müfrezesi;güney kesimde Azmakdere,güneyindeyse Albay Kannengiesser Komutası’ndaki 9.Tümen bulunuyordu.Kuzey Grubu muharebe idare yeri,Kemalyeri’ndeydi.
ANZAK Kolordusunun Durumu :
Önceleri 1.Avustralya Tümeni ile 2.Avustralya ve Yeni Zelanda Tümenlerinden oluşan kolordusu,3 Ağustos 1915'ten itibaren takviye edilmeye başlanmıştı.
General Birdwood komutasındaki ANZAK Kolordusu:6 Ağustos 1915'te 1. Avustralya Tümeni (1.,2. ve 3.Tugaylar) ile 2.Avustralya -Yeni Zelanda Tümeni (4. Avustralya,6.Yenizelanda,1.Avustralya Tugayları);13.İngiliz Tümeni (38.,39.ve 40. Tugaylar) ile 10.Tümen’in 29.Tugay’ı ve bir Hint Tugayından oluşuyordu.
Bu birlikler,kuzeyden itibaren şöyle düzenlenmişlerdi:
Kuvvet çoğunluğuyla Yükseksırt-Merkeztepe kesiminde olmak üzere,Çatlakdere ile Merkeztepe (dahil) arasındaki bölgede 2. Avustralya ve Yeni Zelanda Tümeni;bu tümenin güneyinde de,1.Avustralya Tümeni mevzilenmişti.
13. İngiliz Tümeni,29. İngiliz Tugayı ile Hint Tugayı da,geride Haintepe ve güneyinde bulunuyordu.
Takviye kuvveti olarak verilen 13.Tümen,10.Tümen’den 29.Tugay ve 29.Hint Piyade Tugayı,6 Ağustos sabahına kadar Arıburnu bölgesine büyük bir gizlilik içinde çıkarılmış bulunuyordu.
Böylece bu daracık alanda,37.000 kişiyi bulan İngiliz kuvvetleri oldukça başarılı bir biçimde yerleştirilmişti.
ANZAK Kolordusunun Taarruz Planı:
6/7 Ağustos gecesi 2.Avustralya ve Yeni Zelanda Tümeni ve kolorduyu takviye eden diğer kuvvetlerle Conkbayrı’na ağırlık merkeziyle taarruz edilecekti.
Bu taarruz sırasında,1.Avustralya Tümeni,Türk Kuzey Grubu kuvvetlerinin güney kesiminden kuzeye kuvvet yardımını önlemek ve Kuzey Grubu’nun dikkatini güney kanada çekmek amacıyla Kanlısırt’a 6 Ağustos 1915 akşam üzeri bir gösteriş taarruzu yapacak, gece 2.Avustralya Tugayı’nın 6.Tabur’u da Kırmızısırt’taki Türk mevzilerine taarruz edecekti.
Kanlısırt taarruzu başarıya ulaşırsa,sabaha karşı bu iki tepe arasındaki Türk mevzilerine taarruz edilecek ve ele geçirilecekti.Bu takdirde,bütün tümen taarruza geçecek; taarruz,Karayörük deresi doğusu sırtlarına kadar sürdürülecek,başarı,Kabatepe’ye kadar uzanan kesime yayılacaktı.
Kanlısırt Muharebesi (6 Ağustos 1915):
16.Tümen’in 48.Alayı’ndan iki bölüklük bir kuvvetle 6 Ağustos 1915 saat 04.30’da İngilizlerin elindeki Süngübayırının doğusundaki mevzinin geri alınması amacıyla bir karşı taarruz düzenlenmişti.Bu karşı taarruzda,sözü edilen mevzi kesimi geri alındıysa da, İngilizlerin yoğun topçu bombardımanı ve piyade ateşleri yüzünden,barınılamayacak hale gelen mevziler boşaltıldı.
İki bölükle daha takviye edilen bir kuvvetle buraya ikinci bir taarruz yapıldıysa da sonuçsuz kaldı ve bu harekat,450 kişiyi bulan bir kayba neden oldu.
İngilizler,saat 15.00'te başlayarak saat 16.30’a kadar şimdiye kadar görülmemiş ve gittikçe artan bir şiddetle süren kara ve gemi toplarının yoğun ve etkili ateşleri özellikle Kanlısırt’a yöneltilmişti.