Marmara Bölgesinin güney bölümünde,Gelibolu Yarımadası’nda, 490 km2 yüz ölçümü ve 12 köyü olan şirin bir ilçemizdir. Topraklarını kuzeyde Gelibolu ilçemiz,doğuda Çanakkale Boğazı,güney ve batıda da Ege Denizi çevirir. Nüfusu 9902’dir.Coğrafi yapısı engebeli arazi silsileleriyle az yüksek ve ovalık bölge karakteri taşımaktadır.Kıyı yükseklikleri 300 metreye yaklaşan tepeler önünden az kıvrımlı olarak uzanır.
İlçemizinAdı:İlçemizin eski adı Maydos olup İ.Ö. 2000 yıllarında Fenikeliler zamanında kurulan şehirlerdendir.Eceabat ‘a ismini veren Ece Bey (Yakup Ece),Orhan Gazi’nin oğlu Gazi Süleyman paşa ile birkte Rumeli’ye geçen Osmanlı komutanlarındandır.Ece Bey’in ismine kuran, imar eden anlamında “abat” eklenerek Eceabat ismi ilçemizin adı olmuştur.Fatih Sultan Mehmet döneminde özel önem verilmeye başlanan ilçede 1462-1463 yıllarında Kilitbahir (Kilid-ül Bahr) kalesi inşa ettirilir.Bazı eserlerde Bigalı kales’nin de bu dönemde yapıldığı yazılıysa da bu yanlıştır.Bigalı kalesi Selim III zamanında (1807) yapılmaya başlanmış, Mahmut II döneminde bitirilmiştir.1914 Kasım ayından itibaren Eceabat ve Eceabatlı, dünya savaş tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir savaşın her anını yaşamıştır.Bu savaşların tarihçesi ilgili bölümde verilecektir.Eceabat’ın tam ortasındaki küçük bir tepeye yerli halk eskiden “Palyo Kastro” yani Eski Hisar dermiş. Bugün bu tepeye Kilise Tepesi deniyor.Bu tepenin etrafında gerçekten çepeçevre hisar varmış. Bugün sadece tepenin denize bakan tarafında 100 metrelik bir bölümü harap da olsa ayaktadır. Halk bu taşları söke söke ev yapmış.Evlerin duvarlarında bu taşlar rahatlıkla görülebilir.Bu bakir tepenin altında bir tarih hazinesi olduğuna inanıyorum. Eceabatlı yaşlılar bu tepede, tepenin deniz tarafında ve tepenin doğu tarafında kiliseler olduğunu söylüyorlar.Zaten harabe olan bu kiliselerin,Çanakkale Savaşları sırasında Saros’tan atılan aşırtma top atışlarıyla ve Eceabat’ın havadan bombalanmasıyla tamamen yanıp-yıkılan Eceabatla birlikte yok olduklarını söylerler.Tepenin altından bugün dahi su sızıyor. Eceabatlılar da tepenin altında su sarnıçları yada kuyuları olduğunu söylüyorlar.Bu tepeden bazı sütun başlıkları çıkmıştır.1997 yılında Truva Festivali sırasında Truva ile ilgili bir panelde arkeologlardan oluşan ekibe bu tepeyi ve çıkan sütun başlıklarını anlattım.O tepenin halen koruma altında olduğunu,yetişmiş eleman ve maddiyattan dolayı kazı yapılamadığını söylediler.Burada gömülü olan uygarlık gün ışığına çıkarılacağı günü sabırsızlıkla beklemektedir. Benden hatırlatması.
Coğrafya: Coğrafi yapısı engebeli arazi silsileleriyle az yüksek ve ovalık bölge karakteri taşımaktadır. Kıyı yükseklikleri 300 m. yaklaşan tepeler önünden az kıvrımlı olarak uzanır.Çamlıdere ağzındaki ovada kesilerek Akbaş Limanına gelir. Akbaş’tan sonra dik kıyı, Nara Burnu karşısındaki Bigalı Çayı ağzında son bulur. Bigalı ve Kilye Koy’u arasına, dik yarlarla denize inen Kilye Tepesi girer. Kilye Koy’u kara içine sokulur. Burası Gelibolu Yarımadası’nın Ege Denizi ve boğaz arasındaki en dar yeridir. Kıyı Kakmadağ’dan sonra Eceabat Koyu’na, daha sonra güneydoğuya uzanarak Çamburnu’na ve Çanakkale’nin karşısındaki Kilitbahir Köyü’ne ulaşır. Kıyı buradan bir dirsekle güneybatıya yönelir. Bu bölümde genellikle yüksek yarların düz çizgisi kıyıyı belirler. Burada, Yarımadanın iç kesimlerinden gelen dar vadilerin ağzında küçük koylar oluşmuştur. İlk koy Havuzlar Koyu’dur. Bundan sonra Soğanlıdere ağzı ve güneyindeki Karanfil Burnu gelir. Yarımada’nın güneyine doğru Kerevizdere ağzı, onun aşağısında da Hisarlık yer alır. Hisarlık Burnu ve Seddülbahir arasında,alçak yarların kuşattığı hilal biçiminde Morto Koy’u vardır.Seddülbahir’den sonra kıyı önce batıya dönerek Helles Burnuna,sonra kuzey batıya dönerek Tekke Burnu’na ulaşır.Buradan döndükten sonra dünyanın en güzel kumu ve plajları olan Kabatepe sahiline varılır.Daha sonra Anzak Koy’u, Arıburnu, Küçük Kemikli, Suvla Koy’u, Tuz Gölü ve Büyük Kemikli Burnu’na ulaşılır.
Ovalar:
Yalova Ovası: Kumköy yakınında geniş bir ova olarak başlayan Ova,Çanakkale Boğazı’na dik olarak uzanır.Çok verimlidir.
Kilye ve Pirsen Ovaları: Birbiri ile bağlantılı olan bu iki küçük ovanın genişliği 4-5 km, uzunlukları ise 7-8 km.dir.
İklim: Marmara Bölgesi’nin karakteristik özelliklerini ve bitki örtüsünü görmekteyiz. İlçemizin başlıca tarım ürünleri domates, susam, pamuk, buğday, üzüm, zeytin ve zeytin yağıdır.Kıyı balıkçılığı yaygındır. Çok gelişmiş bir sanayisi yoktur. Seramik atölyeleri,zeytin yağı fabrikası, balıkçılık ve tekstil ile ilgili tesisler mevcuttur Sestos:1915 I.Dünya Savaşı sırasında müttefik devletlerin Lojistik merkezi olan Akbaş Limanı’nın hemen üzerinde ve Eceabat’a 4 km. uzaklıkta olup Yalova Köyü sınırları içindedir. Şehir İ.Ö. 650 yıllarında Aioller tarafından bir Yunan kolonisi olarak kurulmuştur. Abydos ile birlikte hüzünle biten bir aşka sahne olduğu için birlikte anılmışlardır.Efsaneye göre Afrodit tapınağının bakıcısı bakire Hera,karşıda bulunan Abydos şehrinden Leandros’la tanışır ve sevişirler.Leandros geceleri sevgilisine kavuşmak için Çanakkale Boğazı’nı yüzerek geçer ve kendisine meşale ile yol gösteren sevgilisine ulaşır,tan yeri ağarırken tekrar karşı kıyıya dönermiş.Leandros, bir gece yine karşı kıyıda elinde meşale ile kendisini bekleyen güzel Hera’ya kavuşmak için her zamanki gibi boğazın serin sularına atlar. Aniden çıkan fırtına Hera’nın elindeki meşaleyi söndürür.Boğazın çılgın dalgalarıyla boğuşmakta olan Leandros,ışığı göremeyince nereye çıkacağını kestiremeyerek saatler süren uğraştan sonra dalgalara yenilir. Korkunç dalgalar Leandros’u yutarak kıyıya atmıştır. Sevgilisini bütün kıyı boyunca arayan Hera,onun cesedi ile karşılaşınca üzerine kapanarak, hiç ayrılmaksızın ağlaya ağlaya oracıkta can vermiş. Sestos daha çok bu efsaneyle tanınır.Sestos İ.Ö.VI.yy sonlarında Persler’in eline geçmiştir. Ancak Pers Kralının Abydos’tan Sestos yakınlarına çıkardığı muazzam ordusunun Yunanistan’da yenilerek geri çekilmesinden sonra (İ.Ö.479) Pers egemenliğinden kurtulmuştur.Bundan sonra şehir, Attik-Delos Deniz Birliği’nin önemli bir üyesi olmuştur. İ.Ö.411 yılında Peleponnes Savaşları sırasında Atina donanmasıyla Isparta donanması boğazın ağzında karşılaşmış ve zorlu deniz savaşından sonra Alkibiades (Alkibiades Perikles’in yeğeni olup, Sicilya seferi sırasında başkomutan seçildi. Seferdeyken,Atina’da tanrılara hakaret ettiği gerekçe siyle geri çağırılınca Ispartalılar tarafına geçmiş ve bütün planları onlara vererek Atinalıların yenilmesine neden olmuştur.Alkibiades bundan sonra Ege denizinde Ispartalılar adına Attik-Delos Deniz Birliği’ne giren şehirleri vuruyordu. Amacı, Atina’yı güç duruma düşürüp kendisi kurtarıcı olarak yeniden ortaya çıkmaktı. İşte burada Ispartalılar yanında bulunduğu sırada Atinalılara yardım ederek onları galip getirip yeniden başkomutan olmuştur) kumandasındaki Atina donanması galip gelerek Sestos’a çekilmiştir. Donanmanın buradan ayrılmasından sonra Sestos,Atinalıların sağlam bir kalesi olmaya devam etmiştir.
KİLİTBAHİR KALESİ: Osmanlı kaleleri içinde mimari yönden bir baş yapıttır. 1462-1463 yıllarında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır.Bir çok kaynakta 1452 yılında yaptırıldığı yazmakta ise de Prof. İ.Hakkı Uzun çarşılı Büyük Osmanlı Tarihi adlı eserinde 1462-1463 yıllarında yapıldığını yazmaktadır. Ayrıca Yurt Ansiklopedisi C.3 sayfa 1913’te ve araştırmacı yazar Ekrem Boz’un eserlerinde 1462 yazmaktadır. Bu kaleye Kanuni Sultan Süleyman bir “Kapı Kulesi” (Sarı Kule) ile bir sur duvarı eklemiştir. Hiçbir yerde uygulanmamış özgün bir planı vardır. Surlara önem verilmemiş kale duvarlarından daha ince tutulmuştur. Buna karşın yonca yaprağı biçimindeki üç avlulu iç kale oldukça korunaklı yapılmıştır. İç kale 7 katlıdır. Her katta değişik sayıda hücre diyebileceğimiz odacıklar bulunmaktadır. Kuzeyinde bir kapı, her yüzde pencere ve mazgallar vardır. Kilitbahir kalesini üç bö lümde incelemek doğru olacaktır.
1- Dış kale duvarları; 2 m. genişlik ve 500 m. uzunlukta olan bu duvarlar 4 m. yüksekliğindedir. Üç adet kapısı vardır. Bugün iki kapı moloz taşlarla örülü olup, yalnızca kuzey kapısı açıktır
2- Sarı Kule; Taş işçiliği mükemmel olan kule, büyük kesme taşlardan yapılmıştır ve daire planlıdır. Kapısının üzerinde yazıtı vardır. Kule üç katlıdır. Alt katı depo olarak kullanılmaktadır. İkinci kata taş merdivenle çıkılmaktadır. Kulenin içine 6 m. uzunlukta 1,5 m. genişlikte bir sahanlıkla girilmektedir. Kalenin içi 9 m. çapındadır. Duvar kalınlığı ise 6 m. aşmaktadır. İçeriden dışarıya doğru uzanan 7 adet mazgal penceresi vardır. 1,5 m. genişlikteki taş merdivenle terasa yani üçüncü kata çıkılır.15 m. genişliğindeki teras taş bloklarla döşenmiştir. Kale I.Dünya Savaşında kullanılmıştır. Sarı Kule’nin içinde bulunan renkli boğaz haritası bu savaş sırasında yapılmıştır. Bu kulenin terası çok ilginç, bir mühendislik harikasıdır.
Sarıkule Kitabesinin Çözümü:
Kilit-ül Bahre ki kale-i ala oldu
Frenkistandan dünkü caybume
Felekten ruhu kudsi dedi tarihe
Zihi kaneldir oldu Bahri Rum.
Tarih: Hicri 948/1541-1542
3-İç Kale; 7 m. genişlikte 18 m. yüksekliğindedir. İçi 7 bölmelidir. Bu bölmeleri ayıran kalasların çoğu çürümüş ya da başka işlerde kullanılmıştır. İçinde bir adet su kuyusu bulunmaktadır.Kalelerin mimarı tam olarak bilinmemektedir. Kale duvarlarında 4 cm. genişliğinde 34 cm. uzunluğundaki tuğlalarla motifler yapılmış, taş gülleler duvarlarda kullanılarak kale duvarları süslenmiştir.
Kilitbahir Kalesi Kitabesinin Çözümü:Kalelerin inşasından 431 yıl sonra II. Abdülhamit tarafından 3 kez onartılmıştır. Dış kalenin kuzeyindeki kapı üzerinde Abdülhamit’in onarımını gösteren kitabede; işbu kışla Gazi Abdülhamit Han Sani Hazretleri’nin sarayı hümayünlerinden kaimen tadilat ve tamirat olunmuştur. İkinci ve üçüncü kale kapıları üzerinde kitabe yoktur. Dış kalenin kitabe aynası var ama kitabe yoktur. Bu kalenin kuzey cephesinde yerden 5-6 m. yükseklikte mermer çivi başı üzerinde elifleri üzerinde birleşen “Ya hannan, ya mennan, ya deyyan” yazılıdır
Cahidi Sultan:Cahidi Sultan aslen Edirneli olup, asıl adı Ahmet’tir. Daha sonra kendi kurduğu tarikatın adı olan Cahidi adını alır. Eceabat’ın Kilitba hir Köyü’ne yerleşir. Cemaliye ve Cahidi tarikatlarından başka Uşşaki tekkesine de geçerek şeyhlik makamına yükselir.Efsaneye göre Padişah Avcı 4.Mehmet,rüyasında Cahidi Ahmet Efendi’yi görür.Gelir onu makamında ziyaret eder.Bu görüşmeden sonra Padişah ikramda bulunmak ister.Cahidi maddi ikramı kabul etmez.Bunun üzerine padişah kendisine Sultan ünvanını verir.Cahidi Sultan’ın eserleri 1983 yılında Süleymaniye Kütüphanesinde bulunmuştur.İki eseri vardır.Divan ve Kitabu’n Nasiha. İkisi de Osmanlıca el yazısı ile yazılmıştır.Cahidi Cami ve türbesinin bahçesinde Cahidi’nin eşi Kerime Hatun,Mustafa Paşa’nın kızı Atiyye Hanım,Alay Katibi Tevfik Efendinin annesi Ayşe Hanım, 16 yaşında veremden ölen Cevat Paşa’nın kızı Bedile Hanım’ın ve başka kişilere ait mezarlar ve bu mezarların mezar taşlarında ise kitabeleri vardır.
Şimdi bu kitabelere bir göz atalım.
1- 1254 tarihli Atiyye Hanım’ın mezar taşındaki yazıt:
“İrişince ferde mevt cana gelir hayret
Gideceksün çaresi yok gelince davet
Gözünü aç eylemesün ömrünü yağma gaflet
Yumulunca acımız sine mevt ey ledi çeşm-i hayret
Ola izzet dedi bak budur ancak tarihi
Okuyanın ruhu Atiyye Hanıma rahmet”.
2- 1286 tarihli Ayşe Hanım’ın mezar taşındaki yazıt:
“Yürü fani dünya sana elveda olsun
İçi cevrü cefa dünya sana elfirağ olsun
Fenadan gelip bekaya eğledin rihlet
Kerim kıl cürmümü affet gıl bana makam olsun cennet
İlahi ben günahkarı haşret, eyleme rüsvay
Dilerim cürm-ü isyanım senin affınla mahvulsun”.
3- Tarih 1324 Cevat Paşa’nın Kızı
Bedile hanımın mezar taşındaki yazıt:
Ahsen’ül Mevt
Cevat Paşa merhumun güzide dahtı paki
Bedile Hanım Sallara-ı Mahv ve tabah itti.
Henüz bir gunca ümid idi onaltı yaşında
Esverbade ecel soldurdu emri nabigah etti.
Bedileme nur virem ananın gök ağuş nazende
Verem kuydu bu cağında seni makber penah etti
Ve yaşadığın hal nezakede yazılsın
senin kabrinde
O derdler beni medfune-i hak-i siyah itti
Silahıyle verem savaç açtı ciğergahında bir yare
Seni yavrum o yare vasıl-ı karip ilahe iletti
Taşın burası kırık... çekildi alem-i lahute bizden itdi.
Sene Muharremül Haram 1324” 1
1Osmanlıca çeviriler Harun HAZIR, Çanakkale